26.11.11
25.11.11
TERS NİNJA GÜNÜ: GEÇMİŞ SAYILAR
Geçtiğimiz birkaç ay içinde Ters Ninja'da yazdığım yazılar;
Komakine ile birlikte kotardığımız THE 36TH CHAMBER OF SHAOLIN FİLMLERİ
16.11.11
PAZARDAN KORUSUN
Uzun zaman sonra Çarşamba Pazarı avından elim dolu döndüm. Aldıklarımın paketlerini koleksiyon değeri (!) nedeniyle açmadığım için fotosunu da çekmediğimden, pazarda olduğu haliyle gözlere sunarım.
Bazen pazarda yürürken, sağa sola bakmadan, kafamı aşağı eğerek yürümem gerektiğini hissediyorum doğrusu. Hafazanallah yarın birgün, çocuk odası perdesinde Doraemon görür olurum da, almadan edemem diye ödüm patlıyor. Zaten pazar çıkışı yeniden iş yerime doğru yürürken sol kolda konuşlanmış dilenci teyze de aynen şöyle diyordu: "Allah pazardan (kazadan) beladan korusun yavrum! Amin teyze, amin...
7.11.11
TEK GOZLU CANAVAR DORAEMON
Kadikoy'den canli yayin. Cok acayip yerlerden acayip Doraemonlar bulmaya devam. Tek gozlu canavar: Doraemon.
30.10.11
HO'DAN PSİKANALİZMİ YERLE BİR EDEN BİR SAHNE
Komakine ile uzun geceler boyunca Godfrey Ho sineması üzerine yaptığımız fikir teatilerinden bir demet.
Komakine diyor ki;
"Efendim, psikanalistlerin yıllardır haşır neşir olduğu kilit terimlerden biri olan Primal Scene mefhumundan haberdarsınızdır belki de. Psikanâlimlerin çoklukla anne-baba arasında vuku bulan cinsel ilişkiye kazara şahitlik eden çocukların, yaşadıkları bu travma neticesinde cinselliği bir itiş kakış olarak algılamalarını ifade eden kavram, baskılanmış insan davranışlarını açıklamakta çığır açan bir tespit olmuştu. Filmlerinde insanın karanlık tarafını bir Dostoyevski ya da bir Freud ya da ne bileyim bir Faulkner kadar başarıyla betimleyen Hong Kong'lu büyük düşünür Godfrey Ho'nun bu konuda söyleyecek bir çift sözü olmadığını düşünmek safdillik olurdu doğrusu. Filhakika, üstadın1987 tarihinde kaleme aldığı "Death Code: Ninja" adlı eserinde Primal Scene kavramı üzerine düşüncelerini fevkalade berrak biçimde anlatan bir sahne mevcut.
Ho diyor ki: "Anneler, babalar! Çocuğun ne gördüğü önemli değil. Kıçınızı örtün de üşümeyin. Salya sümüğünüzle uğraştırmayın beni!""
Komakine diyor ki;
"Efendim, psikanalistlerin yıllardır haşır neşir olduğu kilit terimlerden biri olan Primal Scene mefhumundan haberdarsınızdır belki de. Psikanâlimlerin çoklukla anne-baba arasında vuku bulan cinsel ilişkiye kazara şahitlik eden çocukların, yaşadıkları bu travma neticesinde cinselliği bir itiş kakış olarak algılamalarını ifade eden kavram, baskılanmış insan davranışlarını açıklamakta çığır açan bir tespit olmuştu. Filmlerinde insanın karanlık tarafını bir Dostoyevski ya da bir Freud ya da ne bileyim bir Faulkner kadar başarıyla betimleyen Hong Kong'lu büyük düşünür Godfrey Ho'nun bu konuda söyleyecek bir çift sözü olmadığını düşünmek safdillik olurdu doğrusu. Filhakika, üstadın1987 tarihinde kaleme aldığı "Death Code: Ninja" adlı eserinde Primal Scene kavramı üzerine düşüncelerini fevkalade berrak biçimde anlatan bir sahne mevcut.
Ho diyor ki: "Anneler, babalar! Çocuğun ne gördüğü önemli değil. Kıçınızı örtün de üşümeyin. Salya sümüğünüzle uğraştırmayın beni!""
19.10.11
29.9.11
DEĞİŞİM RÜZGARLARI
Blogger, şablon tasarımlarında Dynamic Views diye yeni bir şablon geliştirmiş. O kadar hoşuma gitti ki! Lâkin uygulamak için kendimde cesaret bulamadım çünkü yeni tasarımı uygularsam yan kolon tamamen ortadan kalkacak ve oradaki yıllarımın emeğinin gitmesini istemiyorum. Oysaki blogum şöyle;
şöyle;
ya da şöyle;
şöyle;
ya da şöyle;
daha havalı olabilirdi.
Yalnız tasarımın kötü tarafı yalnızca yan kolonu yok etmesi değil. Bir girdi için tüm resimleri aktif hale getirmesi. Yani bir yazıya, o yazıya eklediğiniz resim sayısı kadar çok kanaldan ulaşabilirsiniz. Görsel açıdan iyi ama işlevsel açıdan gereksiz bir çalışma olmuş. Ben de değiştirmek istiyorum... :-(
27.9.11
LUCIO FULCI SÖYLÜYOR: ZOMBİ DEDİLER KIZ VERMEDİLER
1979 tarihli Lucio Fulci filmi Zombie 2, %99 Ölüm adıyla vizyona girmiş. %1'i zombi mi olmuş oluyor bu halde? Ne alaka?..
NİNJANIN GERÇEK SHAOLINLE İMTİHANI
Sonbaharın gelmesiyle birlikte İstanbul’da gerçekleşen etkinlikler ivme kazandı. İvme kazanmak ne demek! Aldı başını gitti resmen. Daha bir bitmeden diğeri başlayan film festivalleri, yalnızca 2 mekanda gerçekleşmesine rağmen gezmesi ve algılaması günler alacak Bienal, o yetmezmiş gibi Bienal’e yancı yazılan onlarca galeri, gece geç saatlerimizi dolduran konserler… Yeterrr! İşimden çıkıp doğrudan eve gitmek istiyorum sevgili organizatörler. Eve gidip, kanepeye uzanıp, hareket etmeden öylece yatmak istiyorum...
Olmuyor! Ben uzansam bile hareketsizliğimi istemdışı bozacak bir şey, her zaman orada beni bekliyor.
Dışarıda köşe bucak kaçmaya çalıştığım etkinlikler, içeride köşe bucak kaçtığım Shaolin. Asosyalin el kitabına da bakamıyorum. Çünkü Shaolin yedi. Shaolin rahipleri gibi uslu olsun diye adını mevzubahis kişiliklerden alan kedimiz Shaolin, bir dakika rahat durmadığı için ekoseden tutun da çeşit çeşit şekillerde icra ettiği “çizgi sanatıyla” vücudumu fethetti. Henüz 3 ayına bile varmamış bu kedi evladı, dışarı çıksam vicdan azabıyla eve dönmeme, evde kalsam yaramazlığının getirdiği sinirle dışarı çıkmama vesile oluyor. Varsın olsun! Bir evlat kolay büyümüyor…
Kediye iyi bağladığım gerçeğiyle suratıma geniş bir sırıtış oturtmuştum. Geçtiğimiz Pazar günü ilk ve bu gidişle son olarak iştirak ettiğim Suç ve Ceza Filmleri Festivali’ne ilgi göstermek istedim ama biletleri kedi yedi, kuma kustu, dağ yandı… Tam da bu sene ilki gerçekleştirilen festival programında iki adet Japon, bir adet Tayland filmi işaretlemiş ve biletleri cukkalamıştım. Pazar günü kapağı (bkz. belin altı arka taraf), Beyoğlu Sineması’nın loş ve uzun salonuna atmış, programda dikkatimi çekmemesine rağmen yönetmenin katılımıyla Hakamada Davası-Hakamada Jiken adlı filmi izlemeye koyulmuştum. O esnada sesini kapatmayı unuttuğum telefonum acı acı çalmaya başladığında, telefondaki numaranın eve ait olduğunu fark etmem birkaç saniye düşünmeme neden oldu. Evde kedimdem başka biri yoktu ve bildiğim kadarıyla kediler telefonda konuşmayı sevmezdi. Şimdi telefonu açsam “Anne beni neden yalnız bıraktın?” nidalarıyla karşılaşabilirdim. İyisi mi sinsice telefonu çantama geri atmalı ve hiçbir şey olmamış gibi filmi izlemeye devam etmeliydim. Olmuyordu. Yapamıyordum. Yavrum orada yapayalnız, aç bilaç “anne anne” (miyüv miyüv diye duyulur) diye inlerken, hiçbir şey yokmuş gibi davranamazdım. Bir anneydim ben bugüne bugün. Bir anne!!! Film bitip de, kariyerine Pinku filmleriyle başlayan yönetmen Banmei Takahashi, perdenin önünde ve mikrofonun arkasında yerini aldığında, “Siz hiç anne oldunuz mu Takahashi Bey? Yavrunuzu geride bırakıp sinemalarda sürttünüz mü acebe?” diyerekten gözyaşlarına boğulmuştum. Eve gitmeliydim. Bir an evvel eve gitmeli, bana ihtiyacı olan yavruma daha fazla ilgi göstermeliydim. Söyleşinin sonunu getiremeden kendimi canhıraş bir vaziyette Beyoğlanı’nın hırçın caddesine attım. Ayaklarım yürümüyor adeta tekerleğe dönmüş dönerek ilerliyordu. Komakine’ye döndüm; “Sen sebep oldun! Vallahî sen sebep oldun!” (Reşat Nuri Güntekin etkisi) dedim…
Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi saçmalamanın da yaşı yok. Lâkin yaş ilerledikçe insan daha mânâlı şeyler söylemek istiyor. İstemekle elde etmek! Âh ne kadar da bir araya gelmez iki kelime! (Shakespeare etkisi). Dün akşam yine aynı festivaldeki Tapınaktaki Cinayet-Sop Mai Ngeap ile ardından gelen Koji Wakamatsu’nun Tırtıl-Kyaatapira filmlerine bilet almış idim ki, Shaolin’in dedesinin gelmesiyle birlikte planlarım altüst oldu. Shaolin ve pek kedisever (!) dedesinin ilk karşılaşmasının eşit şartlarda icra edilmesi için tüm akşam Shaolin ile oynamak zorunda kaldığımdan, elimde kedi patisinin izleri çıktı. Numaralandırsam delikleri, kalemle birleştiren oldukça eğlenir herhalde…
Sadede gelelim; yeni dönem etkinlikler bana pek iyi gelmedi.
Son olarak Shaolin’e seslenmek istiyorum: Shaolin! Anana iyi davran kızım! Yemek!..
Olmuyor! Ben uzansam bile hareketsizliğimi istemdışı bozacak bir şey, her zaman orada beni bekliyor.
Dışarıda köşe bucak kaçmaya çalıştığım etkinlikler, içeride köşe bucak kaçtığım Shaolin. Asosyalin el kitabına da bakamıyorum. Çünkü Shaolin yedi. Shaolin rahipleri gibi uslu olsun diye adını mevzubahis kişiliklerden alan kedimiz Shaolin, bir dakika rahat durmadığı için ekoseden tutun da çeşit çeşit şekillerde icra ettiği “çizgi sanatıyla” vücudumu fethetti. Henüz 3 ayına bile varmamış bu kedi evladı, dışarı çıksam vicdan azabıyla eve dönmeme, evde kalsam yaramazlığının getirdiği sinirle dışarı çıkmama vesile oluyor. Varsın olsun! Bir evlat kolay büyümüyor…
Kediye iyi bağladığım gerçeğiyle suratıma geniş bir sırıtış oturtmuştum. Geçtiğimiz Pazar günü ilk ve bu gidişle son olarak iştirak ettiğim Suç ve Ceza Filmleri Festivali’ne ilgi göstermek istedim ama biletleri kedi yedi, kuma kustu, dağ yandı… Tam da bu sene ilki gerçekleştirilen festival programında iki adet Japon, bir adet Tayland filmi işaretlemiş ve biletleri cukkalamıştım. Pazar günü kapağı (bkz. belin altı arka taraf), Beyoğlu Sineması’nın loş ve uzun salonuna atmış, programda dikkatimi çekmemesine rağmen yönetmenin katılımıyla Hakamada Davası-Hakamada Jiken adlı filmi izlemeye koyulmuştum. O esnada sesini kapatmayı unuttuğum telefonum acı acı çalmaya başladığında, telefondaki numaranın eve ait olduğunu fark etmem birkaç saniye düşünmeme neden oldu. Evde kedimdem başka biri yoktu ve bildiğim kadarıyla kediler telefonda konuşmayı sevmezdi. Şimdi telefonu açsam “Anne beni neden yalnız bıraktın?” nidalarıyla karşılaşabilirdim. İyisi mi sinsice telefonu çantama geri atmalı ve hiçbir şey olmamış gibi filmi izlemeye devam etmeliydim. Olmuyordu. Yapamıyordum. Yavrum orada yapayalnız, aç bilaç “anne anne” (miyüv miyüv diye duyulur) diye inlerken, hiçbir şey yokmuş gibi davranamazdım. Bir anneydim ben bugüne bugün. Bir anne!!! Film bitip de, kariyerine Pinku filmleriyle başlayan yönetmen Banmei Takahashi, perdenin önünde ve mikrofonun arkasında yerini aldığında, “Siz hiç anne oldunuz mu Takahashi Bey? Yavrunuzu geride bırakıp sinemalarda sürttünüz mü acebe?” diyerekten gözyaşlarına boğulmuştum. Eve gitmeliydim. Bir an evvel eve gitmeli, bana ihtiyacı olan yavruma daha fazla ilgi göstermeliydim. Söyleşinin sonunu getiremeden kendimi canhıraş bir vaziyette Beyoğlanı’nın hırçın caddesine attım. Ayaklarım yürümüyor adeta tekerleğe dönmüş dönerek ilerliyordu. Komakine’ye döndüm; “Sen sebep oldun! Vallahî sen sebep oldun!” (Reşat Nuri Güntekin etkisi) dedim…
Komakine, Banmei Takahashi'yi dikizlerken
Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi saçmalamanın da yaşı yok. Lâkin yaş ilerledikçe insan daha mânâlı şeyler söylemek istiyor. İstemekle elde etmek! Âh ne kadar da bir araya gelmez iki kelime! (Shakespeare etkisi). Dün akşam yine aynı festivaldeki Tapınaktaki Cinayet-Sop Mai Ngeap ile ardından gelen Koji Wakamatsu’nun Tırtıl-Kyaatapira filmlerine bilet almış idim ki, Shaolin’in dedesinin gelmesiyle birlikte planlarım altüst oldu. Shaolin ve pek kedisever (!) dedesinin ilk karşılaşmasının eşit şartlarda icra edilmesi için tüm akşam Shaolin ile oynamak zorunda kaldığımdan, elimde kedi patisinin izleri çıktı. Numaralandırsam delikleri, kalemle birleştiren oldukça eğlenir herhalde…
Sadede gelelim; yeni dönem etkinlikler bana pek iyi gelmedi.
Son olarak Shaolin’e seslenmek istiyorum: Shaolin! Anana iyi davran kızım! Yemek!..
25.9.11
UZAY CANAVARI
1970 tarihli Gezorah, Ganime, Kameba: Kessen! Nankai no Daikajû yani Yog: Monster From Space'in Türkçe afişi.
24.9.11
UÇAN GODZİLLA GAMERA
Giallofordummies'de de dediğim gibi 5.Beyoğlu Sahaf Festivali'nde bir süredir aradığım posterleri elleyerek alma şansına eriştim. Sanırım bu film, 1980 yapımı Gamera: The Super Monster (宇宙怪獣ガメラ Uchu Kaijū Gamera).
19.9.11
8.9.11
TAKİPTEYİM BEBEĞİM
Türk filmlerinde kadınları arabayla takip etme sorunsalı konulu bir çalışma hazırlamaya karar verdim. Ama Aile Şerefi filminden kırptığım alttaki sahne kadının arabalı erkek tarafından takip edilmesinin ötesinde daha sığ bir amaç içeriyor; Çekim hatası! Bu sefer gif yapamadığım için salak gibi anlatmak zorundayım. Sahnenin en önünde, yani kadrajın altındaki hafif parlak bej renk, aslında kameranın bulunduğu araba belli ki. Sahne boyunca oyuncu kameraya doğru ilerlerken, kamera da aynı hızla geri hareket ediyor ve bunu gizlemek için hiçbir şey yapmadığı için seyirciyi konudan soyutlamakta oldukça başarılı oluyor...
7.9.11
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Boş işler bunlar...





































