26.1.10

GORE'UN DALAĞINI YARAN ADAM; RIKI-OH

Abilerim ablalarım! İnternette - çok afedersiniz- b*ku çıkmış bir filme al atıyorum şimdi. Aslında b*ku çıkan tam olarak film değil, filmden kırpılmış parçalar.
1991 tarihli, Story of Riki, Lik Wong, Riki-Oh gibi muhtelif isimlerle bilinen Hong Kong filminin yönetmeni, Erotic Ghost Story ve Her Vengeance (her ikisi de Cat III filmidir) gibi filmleri de yönetmiş olan Ngai Kai Lam. Ayrıca edindiğim bilgilere göre kendisi, bir Shaw Brothers aksiyonu olan Sexy Killer’ın da görüntü yönetmenliğini yapmış. Abiyi tebrik etmeden evvel, filmin çıkış noktasını irdelemekte faide görüyorum.

Riki-Oh, aslında 1988-90 yılları arasında önce Bussiness Jump’ta, daha sonra 12 cilt kitap halinde yayınlanmış bir manga. Yani Japon menşeili. Saruwatari Tetsuya tarafından çizilen, Masahiko Takajo tarafından yazılan manga, 1989 ve 1990’da Riki-Oh: The Wall of Hell ve Riki-Oh: The Child of Destruction adıyla, iki ayrı anime olarak da piyasaya çıkmış. Soyağacını öğrendiğimiz filmin, internette bu kadar tutulmasının nedeni ise gerçeküstünün de üstünde olan şiddet öğeleriyle bezenmiş olması. Birazdan ayrıntılara değineceğim ama anime ve mangada hiçbir şekilde rahatsız etmeyen şiddetin, filmde insanı yerden yere vurabilme gibi bir kapasitesi olabilir. Lâkin, insan olup olmadığımdan hâlâ şüphede olduğum için, sizler adına konuşamayacağım. Şu an empati kuramadığımdan, sizlerden talebim aşağıdaki resimlere temkinli yaklaşmanız. Mümkünse bloğa girdiğiniz hızla uzaklaşmanız olacaktır.


Distopik bir gelecekte, bildiğimiz 2001 yılında geçen hikâyede, birçok kurum gibi hapishaneler de özelleştirilmiştir. Çıplak gözle görüldüğü kadarıyla, üzerinde hiçbir metal eşya olmayan mahkum Riki, güvenlik detektöründen geçerken, mütemadiyen öter. Bu duruma anlam veremeyen ve Riki’yi tartaklamaya kalkan hapishane memurları, oğlanı röntgen makinesine soktuklarında, neredeyse küçük dillerini yutma noktasına gelmişlerdir. Zira Riki’nin ‘o kaslı vücüdünde’ tam 5 adet kurşun bulunmaktadır. “Bunları niye çıkarttırmadın?” bazlı haklı soruya, kameralara dönerek “Hatıra!” diye yanıt veren oğlan, izleyicinin gözünde hafif ukala havası yaratmışsa da, hep söylerim, görünene aldanmamak lazım. Çünkü aslında Riki, plastik cerrah titizliğinde konusuna odaklanan, ince ruhlu bir oğlandır. Tek sorunu, haksızlıklar karşısında, ak sakallı dedeler gibi son ana kadar sabırla sabretmesini bilmiş olmasına rağmen, sinirlendiği zaman, topuzun kantarını kaçırmasından ibarettir.

Klasik bir mapushane güzellemesi olan filmde, farklı bölümlere ayrılmış hapishanende, hepsi birbirinden müstesna koğuş babaları bulunmakta, parselledikleri hapishanede deyim yerindeyse en kanlısından terör estirmektedirler. Henüz filmin başlarında, tanık olmak zorunda kaldığımız zavallı bir mahkumun infazı ve akabinde çelme yiyen kötü adamın çiviyle imtihanı gibi sahneler, “Ya sev Ya terket” sözünü vücuda getirerek, seyirciyi uyarır. Bu sahnelere dayanmayı bilen seyirci, her daim güçsüzün yanında yer alan insanüstü güçlere haiz Riki-Oh’nun kötülerden alacağı intikamla hakettiği ödülü alacaktır, yeter ki sabırlı olsun.

Kanca elli hapishane müdürü tarafından, casus olduğu düşünülüp, ne amaçla hapishaneye geldiği konusunda sürekli sorguya ve çeşitli işkencelere tutulan Riki-Oh, nuh der peygamber demez iken, geriye dönüşlerle, seyirci olarak biz, bu durumdan mahrum kalmayız. Üstelik bu geri dönüşlerden birinde, Riki’nin milletin karnından kol geçirme, enseye vurup göz pörtletme gibi yeteneklerinin nereden geldiğine de şahit oluruz. Zira bu oğlan, müthiş bir yetenekle doğmuştur. Çigong sanatını da öğrendiğinde, karşısında taş bile duramayacaktır. Zaten duramamıştır da. İşte bizim saftirik oğlan Riki, hapishanede uyuşturucu yetiştirildiğini öğrendiğinde, geçmişindeki bir olaya (bkz; spoiler veren bölüm) binaen zıvanadan çıkacak ve ortalığı yerlebir ettiği gibi önüne gelen kötü adamı da şimdiye kadar bu gözlerin dahi görmediği biçimde, gore'un dalağını yararcasına haşat edecektir.

Dikkat açık veriyorum;

Film, tüm o şiddet sahneleriyle mangaya sadık olmakla beraber, ikisinin arasında şöyle bir fark var; Manga yukarda da değindiğim gibi 12 ciltten oluşuyor. Halbuki filme konu olan bölüm manganın ilk iki cildi ve üçüncü cildin ilk hikayesini içeriyor. Mangada, filmde işlenen konudan sonra, Riki’nin kayıp erkek kardeşini bulması anlatılıyor. Dahası aynı bölümlerden yola çıkarsak film ve manga arasındaki en önemli fark, Riki’nin hapishanede olma sebebi. Mangada uyuşturucu sebebiyle kaybettiği küçük bir çocuk iken bu sebep, filmde Hong Kong usulü olarak adlandırabileceğimiz uyuşturucuya kurban gitmiş kız arkadaş. Kurban derken, uyuşturucu kullandıklarına şahit olduğu sokak serserileri sebebiyle intihar etmesinden bahsediyorum kız arkadaşın. Bu noktada animelerden ilki, yani Riki-Oh: The Wall of Hell, filmle aynı konuyu işlerken, ikinci anime Riki-Oh: The Child of Destruction, Riki’nin kardeş arayışını işliyor. Genel olarak bakılırsa animenin, mangadan konu olarak bir farkı yoksa da, şiddetin kullanılışı açısından bakacak olursak, animenin oldukça sansürlü icra edildiğini söyleyebiliriz.

Filmin konusu kısaca bu iken gelelim manga, anime ve filmden kırparak oluşturduğum, spoiler’ın dalağını yaran açıklamalı resimlerimize;


1. Kötülüğe kurban giden zavallı mahkumlardan birinin oyuncağını tamir edip, günlerce göğsünde taşıyan merhamet anası Riki'nin, oyuncağı 'cesede' teslim ediş anı. Ayriyeten buradaki kelepçe zincirinin kırılış anı, simgesel olarak da ölümün özgürleştirici yanına vurgu yapmıyorsa ben de japon olayım!

2. "Vur ensesine al lokmasını" atasözümüz, filmde kendisini "vur ensesine pörtlesin gözü" olarak değiştirilmiştir. Allah eline ne kuvvet verdiyse Riki oğlanın artık, tövbeler tövbesi... Kontrolsüz güç, güç değildir diyenler halt etmiş!
3. Tek bir yumruk darbesiyle hapishane duvarını delip geçen Riki, özgürlüğe ilk adımını atarken. Ayrıca bu sahneden sonra mangada hikaye devam ediyor ama film sonlanıyor.

4. İzbandutla kolkola girmeye çalışan Riki'nin, ayarsız gücünün karınla teması. Alt karede animedeki sansürü görebiliriz.

5. Hep atasözlerimizden dem vuruyorum ama bizde her ne kadar terzi kendi söküğünü dikemez demişlerse de Riki Efendi, pörtleyen damarını nasıl da bağlıyor!

6. Bu sahneyi izleyebilirseniz muhakkak izleyin diyorum (Altta). Oha diyorum başka da birşey diyemiyorum maalesef. Karnını deşerek bağırsağını dışarı çıkaran izbandutun, kendi bağırsaklarıyla Riki'yi boğma anı a.k.a. Öldürmeyen Allah öldürmüyor!

7. Patlatılan kafalar;

8. Mangada olmayan, filmde ve animedeki kemik kırılmasının röntgenlenmesi anı;
9. İşkence aleti jiletler. Açıklamaya girmek dahi istemiyorum!

10. Manga ve filmde hep birbirinin tersi sahneler var. Acaba bu durum sağdan sola okunan manganın, soldan sağa okunan Çin versiyonundan kaynaklanan bir durum mu idi? Zira hatırlıyorum Lone Wolf and Cub'ın amerikan Dark Horse Manga'dan çıkan versiyonunda da böyle bir hata vardı. Samurayların hemen hemen hepsi ve elbette esas adamımız, sayfalar ters basıldığından, mangada solaktı!!! Bence çok büyük bir hata ya neyse...


11. Ve son ucubelik. Hapishanenin değişim geçiren genel müdürü oldukça kızmış görünüyor. Mangadaki asalet, yerini ancak bir Hong Kong filminden beklenebilecek dandikliğe ve kıyma makinesinden geçen kilo kilo ete bırakıyor;





Meraklı seyirciye not: film google video'dan izlenebilir. Animenin altyazısız japonca hali youtube'de mevcuttur. Bildiğim kadarıyla manganın bir kısmı da yine online olarak internetten okunabilir. O da ingilizce tabii... İsteyen yesasia ya da amazon gibi sitelerden dvd'sini satın alabilir. Yine de, bizi hep bildik amerikan ve avrupa sinemasıyla sınırlandıran ticari kafalara inat, bu imkanları olabildiğince kullanın diyerek iyi akşamlar diliyorum...


LIK WONG / THE STORY OF RIKI-OH

Y: Ngai Kai Lam

O: Fan Siu Fong (Riki), Fan Mei Sheng, Johnnie To'nun gediklisi Lam Suet, Oshima Yukari

4 yorum:

komakine dedi ki...

annenize göstermeye utandığınız plak kapaklarını sorardı eskiden bir müzik dergisi. evdeki hengamenin dışında yazının gecikmesinin sebeplerinden biri olabilir mi? :-) anneciğim, gore'a meyyalim vallahi dertten. ama anne de kanıksamaya başlıyor bir zaman sonra. annelerin öyle bir güzelliği var.

şöyle bol resimli bir 'ebru şallı ile pilates' yazsan da ailecek baksak fena mı olurdu? hem bel ağrısına da iyi geliyormuş.

bir de bu live-action'larda mangadaki sahnelerin neredeyse aynı şekilde canlandırılmaya çalışılması itici bir şey mi yoksa çekici mi karar veremedim nicedir.

Tuğba dedi ki...

Anneciğim, böyle bir filmi seyredip, üstüne de tıkındığımı görse, her zamanki dırdırıyla “Bunların yüzünden deli oldun” derdi. Lâkin, anneden gizli saklı işler çeviren her evladın üye olduğu o kutsal kurumun tüm olanaklarını kullanarak kendisi böyle birşeyi asla bilmeyecek (Yukardaki cümleyi kurmasının nedeni aslında, bu filmin 1/10’u kadar değerdeki zırvalıklarımın farkında olması -yani sanırım… Anne, madem farkındasın niye çekip kurtarmıyorsun beni bu hayattan!) Bir evladın yardım yakarışlarını dinlediniz, şimdi reklamlar;

Hmm, demek pilates isteği var okuyucularımdan. Bunu kayda alayım. Madem bel ağrıma da iyi gelecek! (bel ağrım geçse başka birşey çıkar uyutmamak için merak eylemen!) Lâkin, bu deli filmlerden korkmadığım kadar korkuyorum o iskelet kadından… Cindy Mindi isteyeydin bari… Yerli malı yurdun malı diyorsun demek…

Valla genel olarak bakarsak normal bir şey bence manga karesi-film karesi olayı, da, bu filmde, ‘oha’ çok afedersin ‘çüş’ olmuş. Çok kibarım. Daha fazla kibarlaşmadan gidiyor hemencacık bir pilates dvdsi sipariş veriyorum. Dur, kokoş ablamda vardır belki…

kişisel depresyon anları dedi ki...

dayanamadım ve yazı üzerine okuyup izledim. sanıyorum ben de yazarım bu filmi eh arşivde bulundurmak lazım dimi... yalnız ne yazarım ne çizerim konu hakkında bir fikrim yok... Yalnız Riki abimi takdir ettim kendisinin çekirgesi olmak isterdim peh tam işte kodum mu oturturum cinsten adam... en sevdiğim sahne ise şu damarları mıydı kasları mıydı düğüm atıyor ya... fevkalade..
böyle bir sanat eserine ulaşmamızı sağladığınız için teşekkürler efendim...

Tuğba dedi ki...

Sanat eseri derken?! :-)
Yaz tabii. Şimdi bir daha otursam, farklı bir boyuttan bakarım bu filme. Demem o ki, üstünde onlarca çeşitleme yapılacak kadar bereketli bir film.
Riki, sert görünüşlü ama yufka yürekli bir adam aslında. Acıklı yani... Ayrıca sanatçı bir kişilik kendisi, nasıl diyorsunuz mÜzÜsyen. :-)
Beğenmene sevindim. Dağılalım usulca...

Boş işler bunlar...