30.9.09

SANSÜRLÜ DEZENFETTAN A.K.A. LADY KUNG FU


Dezenfettan kadın modelini, sansürlü bir şekilde icra eden Angela Mao’nun 1972 yapımı Hap Ki Do veya Lady Kung Fu adıyla bilinen filmiyle yeniden merhaba diyorum. Merhaba! Göynünüz, hemen ardından, hiç uzatmadan, bir de ‘Hoşçakalın’ bekler, bilirim, ama yağma yok. Madem tıkladın, okuyacaksın köle, şırakk! Hayır, cidden, bloga giren kişiyi, birkaç dakikalığına blog dışına çıkarmayan bir program olsa, ne uyuz olurdu değil mi? Şırakk!
Bir Kore savunma sanatı olan Hap Ki Do hakkında uzun uzadıya yazacak değilim ama Wikipedia’dan arakladığım şu bilgi, k*çını koltuktan kaldırmaktan aciz olan benim gibi seyirciler için yeterli olacaktır diye düşünüyorum. ‘Şu bilgi’ dediğim, “Hapkido geniş bir yelpazede; kol ve ayak eklem kilitlemeleri, fırlatma, Her türlü ayak teknikleri, el teknikleri ile akrobatik jimnastik, eğme, bükme ve sinir noktalarına baskı tekniklerinin yanında ateşsiz her türlü silahı ustaca kullanmayı, günlük hayatta kullanılan eşyaları birer silaha dönüştürmeyi öğretir.Bir spordan ziyade meşru müdafaaya uygun bir sanat olduğunu söylemek daha doğrudur”, budur. Az buçuk anladıysak durumu, “Ya Havle ve la kuvvete”yi, “Om mani padme hum” versiyonuyla çekip, konuyu anlatmaya başlıyorum. (Fiyuvv, ucuz atlattınız vallahi, yoksa bende çene bol...).

Angela Mao, Sammo Hung ve Carter Wong’un canlandırdığı ekip, 5 yıl boyunca Kore’de Hap Ki Do çalışmış, kendi okullarını kurmak ve istilacı japonlara karşı ülkelerini korumak için, Çin’e dönmek üzerelerdir. Japonlara karşı Korelilerle birlik olmalarını öğütleyen ustanın veda dersine, “忍” damgasını vurur. Sabır ve sakınma anlamlarını içerisinde barındıran bu karakter ayrıca ninja kelimesinin de iki karakterinden ilkini oluşturmaktadır. İşte Hap Ki Do’nun gerçekten de bir savunma sanatı olduğunun altını çizen bu karakterle, usta, öğrencilerine, her karşılaştıkları olayda kaba kuvvete başvurmamalarını, mümkün olduğunca sabırla davranmalarını öğütlemek istemiştir. Üç kişilik ekibimiz, Çin’e dönüp de okullarını kurar kurmaz, Kara Ayı adlı, japonlar tarafından kurulmuş dövüş okuluyla karşı karşıya kalırlar. Yalnız her seferinde dövüşmek durumunda kalan kişi, incecik Sammo Hung’tan başkası değildir. Bu zavallım, her ne kadar elceğizinde taşıdığı 忍 karakterine bakıp bakıp, haksızlıklar karşısında ‘dayanmalıyım’ diye kıvrım kıvrım kıvransa da, eninde sonunda yeteneğini, karşı okulun gözüne sokmaktan kaçınamayacak ve japonlarla aralarının açılmasında son noktayı bizzat koyacaktır. Ama filme son noktayı koyan, Hap Ki Do’nun tüm o kilitleme ve fırlatma teknikleriyle döktüren Angela Mao’dan başkası değildir. Bir yandan, tüm iffetiyle, bir bacak dahi göstermeden, küçük düşürülen cinsiyetinin onurunu kurtarırken, öte yandan, bu işlerin cinsiyet ve güce bakmadığını, herşeyin teknikte gizli olduğunu usturuplu bir şekilde göstermiştir.


Kusra bakmayın, kısa yazmak mecburiyetindeyim (Çok üzüldünüz eminim). Dış mihrak var kardeşim, konsantre olamıyorum ki, şurda iki kelam daha edeyim. “Onun adı Mamagon anne, Ayşegül değil! Biri şu kadına birşey desin ya alla alla...)




Kelimenin düz anlamıyla koskoca Sammo Hung’u incecik bir delikanlı olarak karşımıza çıkaran filmin dövüş kareografisini de Sammo kotarmış. Yönetmen Wong Fung, hapkido, taekwando ve kung fu eğitimi almış Angela Mao ve Sammo Hung’un beraber çektikleri daha bir sürü film var. Nasip kısmetse, bir Lady Whirlwind’i de anlatmak isterim bir ara. Bu filmde Jackie Chan ve Lam Chin Ying’i de küçük rollerde görmek olası. Her ne kadar Jackie Chan’i farkedememiş de olsam, japon kötü adam rolünde, tavukla esnafa saldıran Lam Chin Ying abiye el salladım ama beni gördü mü bilmiyorum doğrusu.

Angela Mao, Bruce Lee’nin 1973 tarihli Enter the Dragon filminden de hatırlanabilir bu arada. Başka yazacak birşeyim yoksa sahne incelemelerimize geçelim, sonra da dağılalım.

1. Ta filmin en başında, dövüş talimi esnasında ustasıyla bakışan Angela Mao, usta ve Angela'nın yanındaki çiçek arasında gezinen kamera.

video

2. Sammo'yla birlikte 'ninja' yazdığımız sahne. Evet, ikimiz de tombuluz, ne olmuş yani?

3. Saçın işlevselliğinin gözler önüne serildiği an ve yahut seni saçımla da dövebilirim.


video


4. Le Sansure du pópó (1972).


5. Angela'ya uzanan eller kırılsın, ki kırılıyor.


6. "Cinayet aleti olarak şemsiye" başlıklı bir yazı yazacaktım ama gerek kalmadı. Hapkido'nun, her türlü eşyayı silaha çevirme kabiliyetinin vücut bulmuş hali.

7. Japon usta. Yorumsuz...


HE QI DAO / HAPKIDO-LADY KUNG FU 1972

Y: Wong Fung

O: Angela Mao, Sammo Hung, Carter Wong

22.9.09

ÜÇ BAŞI MAĞRUR CANAVAR; KRAL GİDORA


Ah be dostlar! Hem heba ettiğim tatil hem de okulların yeniden açılması vesilesiyle pek hüzünlüyüm. Okula falan başlayacak değilim elbette ama bu durum, miniminnacık veletler için empati duymama engel değil ya! Bütün o sosyal ortamlar, yeni insanlarla tanışma, beni bile ürpertiyor, güççücük çocuk ne yapsın. Ürkünç ve tiksinç bir insan olarak bunun bu yazıyla ilgisine hemencacık değiniyorum. Efenim ben hüzünlenince muhakkak surette bir Godzilla filmi patlatırım. Tüm üzüntüm, bir çırpıda, Godzilla’nın sol ayağı altında ezilip yok olur, ne bileyim Kral Gidora (King Ghidora olarak bilinir kendisi ama ben bu andan itibaren diğer türlü hitap edeceğimdir), bi kafa atar, uzaya fırlar falan diye umutlanırım. Bu kadar saçmalamamın tek nedeni (evet doğru bildin) az önce gene ayağımı sandalyenin bacağına bindirdim, ondan. Basacam şimdi küfrü; Oy Anam!

Godzilla’nın ezeli rakibi, en sevdiğim üç başlı canavar Kral Gidora, 1964 yapımı, Ishiro Honda’nın yönettiği Ghidorah-The Three Headed Monster adlı filmde ilk defa mı görünüyor inanın bilmiyorum. Lan kardeşim (Çok pardon ‘lan’ dedim ama sevgimden, sevgimden...), o kadar çok film var ki, artık, kim hangisinde ilk göründü, hangisinde kim kimi dövdü, hangi canavar kiminle çıktı da sonra ayrıldı gibi işin paparazzi kısmını maalesef takip edemiyorum. Şu kadarcık aklım var idi zaten, o da son zamanlarda uçtu gitti. Bitik vaziyetteyim... Ne diyordum? “Allah Baba bana akıl fikir versin, Sezercik” diyordum.

Paragraf başı iki nokta üstüste... Godzilla ve dolaylı olarak Kaiju filmleriyle ilgili bilgi almak isteyen entel dantel seyirciyi önce Ters Ninja ‘ya, hemen ardından da İyi’Kötü’Film ‘e alayım. Bana bak, “Bu siteler daha güzelmiş, dönmem artık geri” diyen olursa acımam, peşine de düşerim, ona göre. Şurada bi fırsatını bulup, içimi dökmüşüm, onu da mı çok gördün Meridyen ağbi?

Yıldız tarihi 220.909! Kaptan Gidora bildiriyor; Manşetlerde: “Godzilla’nın pabucunu dama attığım filmdir. Üstelik bu filmden aldığımız parayı da Mothra ile aramızda kırıştık, pavyonlarda yedik, bitirdik. Sefamız olsun.” gibi demeçlerle o yılların tabloid basınında hatrı sayılır bir yer kaplayan Kral Gidora, filmografisinin belki de en iyi filmlerinden biriyle karşımıza çıkıyor bu filmde. Artık dilemekten dilinde tüy bitmiştir, inanırım, nihayet konuya geçebilme becerisini gösteriyorum. (Bıraksan beni daha 2 sayfa aralıksız saçmalarım ama...)

Küresel ısınma hızla yayılmakta, dünyanın dengesi gün geçtikçe bozulmaktadır. Bu esnada bir grup bilim adamı UFO gözlemi yapmakta ama her seferinde UFO yerine kayan yıldızlarla karşılaşmaktadırlar. Gazeteci kızımız, bilim adamlarına gözlemleri sırasında eşlik ederken, gazeteci kızın, ağbisi rolündeki polis memuru ise, amiri tarafından Selgina Ülkesi’nin Prensesi Salno’yu, Japonya ziyareti sırasında korumakla görevlendirilir. Prenses, uçakla Japonya’ya gelmek üzereyken, gökteki parlak bir ışığın taarruzuna uğrar ve kabin kapısını açarak, parlak ışıkla birlikte gökte kaybolur. Bu esnada kıyafetleriyle insanı kahkalara boğan tebaası da patlayan uçakta sonsuzluğa kavuşur. Parlak ışık, meteor misali, yeryüzüne düşünce, açtığı krater yerli yabancı binlerce turisti kendine çekecektir.
Bir meteor olduklarını düşündükleri bu şey aslında Gidora’nın kozasından başka bir şey değildir. İnsanlar Gidorayı ziyaret ede dursun, Prenses Salno, tüm o prenses kıyafetlerinden kurtulup, evsiz kılığında o halk parkı senin bu halk parkı benim gezip, serbest kürsülere çıkacak ve dünya insanını, çok yakında maruz kalacağı tehlike için uyarmaya başlayacaktır. Zira kendisi aslında Venüs’ten gelmiştir ve kısa süre önce Kral Gidora diye bir canavar, Venüs’ü yok etmiş, şimdi de yörüngesini dünyaya çevirmiştir. Şimdi ara verip, neden Kral Gidora’yı sevdiğimin altını bir kere daha çizeyim. Malum Venüs, güzellik gezegeni gibi birşey. Böyle bir gezegeni yok etmekte iki kere düşünmeyen bir canavarı nasıl bağrıma basmam!

Bu sefer zarar gören anıtsal yapı Tokyo Kulesi


Dönüyorum konuya; Elbette, sürekli olarak tehlikeyi sayıklayan Venüs’lü ablayı kaale almayan Japon halkı, kadının kehanetlerinin birer birer çıkması üzerine biraz kendine gelecek ve önce insan dostu Mothra’dan, sonra da dolaylı olarak Godzilla ve Radon’dan (Amerikalılar Rodan demiş ama aslında adı Radon’dur) yardım isteyeceklerdir. Konu, uyduruk muyduruk böyle birşeydir. Veda etmeden evvel biraz da fotoğraf albümümüze bakalım, gözümüzü doyuralım;


Radon

Filmde buluştukları andan itibaren birbirlerini yiyen Godzilla ve Radon-ki burada Radon, Godzilla'nın kafasını gagalarken

Altta, ilahi adalet, Karma ve yahut Gülme komşuna gelir başına atasözünün Mothra, Godzilla ve Radon arasında oluşması. Kavga eden Godzilla ve Radon'u ayırmaya çalışan Mothra, önce Godzilla'ya salgısını atar, bu duruma Radon çok güler. Hemen ardından, Mothra salgısını Radon'a çevirir ve bu defa Godzilla, karnını tuta tuta güler.



Tapınak kapısında görülen Gidora, yakıp yıkarken ve de doğal olarak kameralara yakalanırken.

Godzilla'nın kuyruğundan ayrılmayan Mothra, bana poz verirken.

Sürekli didişen Godzilla ve Radon'u, Gidora'ya karşı birlikte savaşmak için sonunda ikna eder Mothra. Radon, Gidora'ya pike yaparken.

Gidora'nın ışınını koca poposuna yiyen Godzilla, kaçarken. Burda, acaba Godzilla'nın canı çok acıdı mı diye düşünürken biraz elim titremiş.

Birlikten kuvvet doğarı on milyonuncu kez ispatlayan ekibin, kaçan Gidora'nın ardından bakıştığı duygusal sahne.

Hatırlarsan, bir ara tez konumu değiştirmek için anket yapmış, sonuç olarak da "Tarihi yapılarda başta Godzilla olmak üzere canavar tahribatları" olarak tez konumu belirlemiştim. Hiç sormuyorsun akıbetini tezimin. Konuyu kafamda iyice kurdum, gittim hocaya söyledim, böyle böyle diye. Hocam da böyle mülayim bir adamdır. Önce bana biraz baktı. Sonra elini omzuma koyup, "Sen bu dönem biraz dinlen, tezini verme istersen" dedi. Ama acebe niye böyle dedi? Halbusu tüm filmleri arayıp bulmuş, gayet de iyi hazırlanmış idim... Neyse... Elbet birgün beni de birileri kaale alacak, ey kaderus Talihus! Komutan Aybars, Gidora'mı hazırlayın, fezaya çıkıyorum........................................................... Kırmızı kabloyu kesecektin! Ne bekliyorsun hala?..

21.9.09

KUREYON SHINCHAN'IN YARATICISINA VEDA


Burada üzücü şeylere yer vermek istemiyorum ama bazen kaçınılmaz oluyor. Sevdiğim anime ve manga kahramanı Shinchan 'ın yaratıcısı Yoshiro Shirai ölü bulunmuş. Haberi veren Masakuni-San'a teşekkür ediyorum. Detaylar için Masakuni-san'ın bloguna tıklayabilirsiniz.

17.9.09

MISERY+BIN JIP+CAT III= INTRUDER

Hakkında Cat III’e ait olmasından başka hiçbirşey bilmediğim 1997 yapımı bir Hong Kong filmi. Psikopat bir anım, psikopat geçmiş bir gün vs...

Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan son derece klişe bir yağmur. Bir evde, dışardaki yağmurdan ıslanmış olacaklar ki, kurulanan birbirini tanımayan iki kadın. “Memleket nire?” sevdiğim sorusunun başı çektiği bir muhabbet ilerletmeye çalışan kadınlardan biri, bir anda eline geçirdiği kurdele benzeri birşeyle diğer kadını boğar. Önce bileğinden saatini çıkarıp, kendi bileğine geçirir. Hemen ardından da kadının saç örgülerini keserek, kendi saçına monte eder. Öldürdüğü kadının alnındaki benin aynısından kendi alnına kondurur ve kadının kimliğini alarak, o zamanlar henüz Çin’e bağlanmamış Hong Kong’a doğru yol alır.


Ne hikmetse, pasaport kontrolü sırasında kontrolü gerçekleştiren çinlinin, bir pasaporttaki ölen kadının fotoğrafına, bir karşısındaki katil kadının suratına bakmasına rağmen, çekik gözlü olmayan dünya insanının, tüm çekik gözlülerin birbirine benzediği düşüncesi gibi bir yanılgıya düşmesinin nedenini yabancılar şubesinde çalışmasına bağlayabiliriz sanıyorum. Çünkü başka mantıklı bir açıklama maalesef aklıma gelmiyor. Kontrolden geçtikten sonra, katil kadının yaptığı ilk iş, yeni bir kimlik çıkartmak için başvuru yapmak olur. Dolayısıyla öldürdüğü kadının tüm kimlik bilgileriyle kendi fotoğrafını böylelikle birleştirecektir. Peki ama neden? Buraya kadar kişisel düşüncem “vay be! Sanırım süper bir film seyrediyorum” olur.

Gece. Kadınımız fahişlerin takıldığı mekanda durmaktadır. Adamın biri fazla para isteyen fahişeden uzaklaştığı sırada katil kadınla anlaşır ve çift adamın evine doğru yola çıkar. Eve girdiği andan itibaren kadın, “memleket nire?” sorunsalını bir kere daha gündeme getirir. Adam biraz işkillenir ama fazla üstünde durmaz. Kadın bu arada tüm evi kolaçan eder. Kadının tuhaf davranışları karşısında adam, önce kadına geceyi burada geçirebilirsin demişse de, daha sonra istersen evine gidebilirsin diyerek kapıyı gösterir. Kadın o gece evden ayrılır. Seyirci yani ben, daha da heyecanlanır.
Ertesi gün, adam başka bir fahişeyle eve dönerken katil kadın arabayla adamın üzerinden geçer. Adamın bacakları kırılır. Ama aracın sürücüsünü göremez. Adam bir süre tekerlekli sandalyeye mahkum kalacaktır. Evinde sandalyeye alışmaya çalışırken, katil kadın kapıda biterek “işim yok, sana yardım etmek isterim” der. Saftirik adam, kadını içeri buyur eder ve o dakikadan sonra kadın, katil yönünü yeniden ortaya çıkarır. Önce adamı koli bantlarıyla sarıp sarmalar. Sonra sürekli havlayan köpeği sandalyeyle öldürür. Viledayla kanları temizler. Evi siler süpürür (eh, tamam burayı ben uydurdum. Lakin bir film hayalgücümü canlandırmayacaksa ne işe yarar?). Yalnız, adamı henüz öldürmemiştir.
Dikkat dikkat! Şu ana kadar filmin sonunu anlatmamayı düşünüyordum ama tam şimdi bu kararımdan vazgeçiyorum. Dolayısıyla isteyen burada, tam ortada bıraksın, isteyen nasılsa seyretmeyeceğim ya da okusam da seyretmekle bir değil ki deyip devam etsin.

Kadın adamı bantlamıştır bantlamasına ama eyleme geçmemekte direnmektedir. Nedeni ise cep telefonunda yatar. Kadın, telefonda bir adamla konuşmaya başlar. O gece geleceğini söyleyen bu adamı karşılamak için kadın, rıhtıma gider. Bu arada yağmur devam etmektedir. Deniz de çoşmuştur. Adamın annesi, her ne kadar oğluyla arası pek hoş olmasa da arada torunu olduğundan kelli-ki toruna da kendisi bakmaktadır- bir türlü haber alamadığı oğlunun çok da uzakta olmayan evine gider. Gider de ne olur? Oğlunun, koli bandıyla enstalasyon kıvamına geldiğini görünce basar çığlığı ama rıhtımdan beklediği adam olmadan geri dönmüş kadını elinde tornavidayla tam arkasında bulur. Tornavida ise kendini bir saniye sonra, annenin elinin tam ortasında bulur. Kadın,anneyi de temizler, çöp poşetine koyar, ortalığı viledayla temizler. Sonra adamın küçük bir kızı olduğunu öğrenir. Panik olur. Telefonda yine gizemli adamla konuşur. Telefondaki adam çocuğu bulmasını söyler. Gayet mantıklı bir şekilde kadın çocuğu bulur. Eve getirir. Dünyası tatlısı bu çocuk insanda (ben insan değilim ama bende bile) “Yirim seni, yirim seni” duygusu uyandırır. Kadın çocuğa karşı hafif bir şiddet uygulamaya çalışmışsa da niyeyse, merhameti ağır basar. Kızı öldürmeden eve getirir. Peki ama bu deli karı, adamı öldürmemekte neden hala ısrarlıdır?
Vazgeçtim. Gerisini anlatmıyorum. Şişt! Sana diyorum devam etmeyen arkadaşım. Geri gel!

Şöyle bağlayayım; adamı öldürme işinin yavaş yürümesi telefondaki esrarengiz adamla ilgilidir. Adam ortaya çıktığında, kadının gerçek niyeti de ortaya çıkacak ve o andan itibaren seyircinin yani benim hislerim “Hmm... Vasat sayılmaz ama çok da matah değilmiş” boyutuna varacaktır. Son derece sıkıcı yazdığım bir başka filmde daha görüşmeden hemen evvel elbette takıldığım üç-beş sahneyi paylaşmak istiyorum.

1. Kanlar düşer. Düşer düşer ağlarım... Bu kanca da nerden çıktı demeyin, filmi izleyin!
2. Abi gel gel! Bak bu defa belgesel değil halis mulis sinema filmi çekiyorlarmış. Hemi de bize de rol veriyorlar! diyen kara kurbağaları.
3. Biraz buz alır mıydınız?
4. Pazarcı esnafının Hong Kong versiyonu. Geçen gün 3 ayda bir gelen hamaratlığım tuttu, pesto sosu yapayım dedim. Hazır pazar da kuruluyken taze fesleğen arama üzere pazara girdim. Ara tara, fesleğen hak getire! Ben de bari kırmızı biber alayım dedim tazesinden. 20 kişi yaşamıyoruz ya azıcık aldım, kendime göre, pazarcıya uzattım. Pazarcı tartıya koydu. Sonra içine biraz daha koymak üzere biberlere yöneldi. Tuğba'nın pazarcıyla teması; Ne yapıyorsun? diye sordum. "1 kg'a tamamlıyorum" dedi. Ben 1 kg istemiyorum ki dedim, uyuzlar gibi. "Söylesene abla tartıya koymadan önce" diye sinirlendi babam. Ben de az değilim ya! "Sen sorsana önce, belki ben gramını ayarlayarak koydum" dedim hafif blöf yaparak. Pazarcı tartıya bir daha baktı, içinden sadece 1 adet biber çıkardı ve bana uzattı. Harbiden de yarım kilo almışım. Saçımı attım böyle, kinayeli kinayeli "iyi günler" diyerek -salınmayı bilseydim eğer- salına salına yürüdüm gittim. Bunun filmle alakasına gelince, işte filmdeki meyveci esnaf da aynı benim denk geldiğim gibi uyuzun önde gideniydi. Ondan şey ettim... Olmadı mı? Hımm... Peki...


5. "Yavrum, filmin başında nerdeydin?" dedirten aktör.
6. Merhametin protez el ile teması.
7. Katil kadının ayağında şıpıdık terliklerle güya ses etmeden kurbanına yaklaşması. İnansam mı bilemedim...
8. Bir gerilim filminde ne işi var dedirten, yağmurlu gecede şimşek çaktığında aydınlanıp, kameranın izleyicinin gözüne soktuğu kurbağa figürleri... Bana birşey mi demeye çalıştı bu film de ben mi bön oldum acebe?
Misery ile az önce aklımda olan ama şu an itibariyle unutmuş bulunduğum bir film arasında gelip giden, yeni kimlik arayışında bir kadın ve bu yolda geçtiği evrelere kanlı ve Cat III usulü yaklaşmış bu Hong Kong filmini, filmografisinde daha çok senaryolar bulunan Tsang Kan-Cheung yönetmiş. Zaten amcamın yönettiği tek film var, o da bu. Dediğim gibi kötü değil ama iyi de sayılmaz. Du bi saniye! Filmin adını hatırladım! Bin Jip, Bin Jip! Yani Kim Ki Duk’un Boş Ev’i. Daha fazla batırmadan Adios Amigos!
KONG BU JI / INTRUDER 1997
Y: Tsang Kan-Cheung
O: Ng Sin-Lin (Katil kadın), Wayne Lai Yiu-Cheung (Adam), Yuen Bun (Telefondaki adam)

14.9.09

KADINLAR MATİNESİNE HOŞGELDİNİZ: BEYAZ SAÇLI GELİN II


Bir kadının en büyük ‘silah’larından biri saçıysa eğer, Bride with White Hair II, bu sözü düz anlamda kanıtlayan en güzel filmdir. Modern mimarinin, Adolf Loos tarafından sarfedilmiş “Süs, cürümdür” lafını, “Süs, cinayettir” formatında kullanmaktan büyük bir zevk alan, üstelik bu sözü bir de modern mimarinin temelindeki işlevsellikle birleştirip, sadece mimaride değil, hayatımın her alanında uygulamaya çalışan biri olarak, bu filmin kalbimde ayrı bir yeri var. Sadece süs olarak uzattığım bir saçı neyleyeyim, birine vuramayacak ya da bir boynu sarıp sarmalayamayacaksam! Assolist de teşrif ettiyse, kadınlar matinemiz başlasın, biz de kız kıza “Bir erkekten nasıl intikam alınır?”ın el kitabından kendimiz için notlar çıkarmaya başlayalım.




1993 yılında çekilen ilk filmin ardından yine aynı yıl içerisinde bir çırpıda yönetmen Ronny Yu ve David Wu tarafından senaryosu hazırlanarak kotarılan ikinci film, ilkinin hasılatından mı faidelenmek istemiş inanın bilmiyorum. Çok araştırmış değilsem de kaynaklarda fazla birşey bulamadım. İlk film kadar ‘kaliteli’ olmasa da-ki benim ‘kalite’den kastettiğimi az buçuk anlamış olmalısınız şimdiye kadar- yine de senaryonun ilk filme güzelce bağlandığını söyleyebiliriz. Bu ahkamları-hâşâ ne haddime!-kısa bir süreliğine rafa kaldıralım da konuya temas edelim.

Oo! Oldu mu abla! Ben sana süse karşıyım diyorum, sen saçının önünü nasıl yapıyorsun!


Ancak üçüncü paragrafta konuya girme başarısında bulunduğum şu dakikalarda, siz değerli seyircilerime mikrofonumdan şöyle seslenmek istiyorum; Flash A-Ah! (Bkz. İlk film yazısı, ikinci paragraf). İşte ilk filmden özet görüntülerle açılan ikinci film, ilk filmi izlememiş seyirciye bilgi verir. Wu Tang Klanı’nın hemen hemen tüm üyeleri, Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin tarafından öldürülmüştü hatırlarsanız. Geride, klanın devamını sağlayacak tek bir kişi kalmıştır. O da sırf soyları kurumasın diye, başı yakılarak evlenmek durumunda bırakılmıştır. Zira o ve yavuklusu, en büyük fobim günercinler vasıtasıyla aşnafişna olayını ilerletmişler, üstelik evlilik kararı aldıklarında da durumu görücü usulünden çıkartmışlardır.

Flash A-Ah!dan hemen sonra düğün gecesinde, oğlanın arkadaşları tarafından gerdek odasına sokulmasının hemen ardından, “Durdur şu nikahı nikah memuru” şarkısı eşliğinde (bana bakma, ben dolmuştan duyduğumu seslendiriyorum), düğün evini basan Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin, terörünü estirmeye başlar. “Ben gelin olamadım, sen de olma!” gibisinden son derece kıroca bir düşünceden yola çıkmamıştır ama bu sadece yazarınızın hasetinden kaynaklıdır, yanlış anlaşılmasın. İlk filmde, sevdiceğinin ihanetine uğrayarak, oracıkta sinir krizi geçirip, saçlarına aklar düşüren Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’in tek amacı, dünyada iyi bir erkek olmadığına dair inancını, tüm kız milletine aşılamak ve onları bedbaht olmadan bu hayattan çekip almaktır. Her ne kadar az buçuk çarpıtmış da olsam konuyu, öte yandan Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’in en büyük amacının da bir kez daha yineliyorum, bir zamanlar kendine ihanet etmiş sevdiceğinin Wu Tang’a mensup olması dolayısıyla, ilk filmde tamamen kökünü kurutamadığı klanı, dünya yüzeyinden , en azından Çin topraklarından diyelim, silip süpürmektir.

Wu Tang tapınağında önüne gelen herkesi süpürge ettiği saçlarıyla (İşlev 1), öldürürken, gelin ve damadımıza da saldırır. Bir damatla, bir gelinle dövüşürken Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin, damadın sağdıç tarafından çöp kanalından kaçırılmasıyla, küplere binerek o da gelini, beynini yıkamak için kaçırır.

Efendime söyleyeyim, çöp kanalından dışarı kaçan damat, Sekiz Klan’dan birine mensup erkek fatma tarafından bulunup, iyileştirilir. Filmin en eğlenceli karakterlerinden biri de, erkek gibi giyinip, dövüşen bu erkek fatmadır. Özellikle yaptığı bir hareketle gözüme girmiştir. Kısaca bahsetmek gerekirse, gelin ve damat henüz gelin ve damat olmadan evvel günercin vasıtasıyla haberleşirlerken, erkek fatma, günercini yakalayıp, yalayıp yutmuş, üstelik taşıdığı mesajı da, günercin çevirmenin ateşine atarak bir güzel ortadan kaldırmıştır.


Burdan da anlaşılacağı gibi erkek fatma, damada biraz yanıktır ama onu elde etmek için çaba sarfetmek gibi bir düşüncesi yoktur. Damadın iyileşme sürecinin ardından, yeniden harekete geçen Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’i, elbirliğiyle everme amaçlı olarak Sekiz Klan’ın gençleri biraraya gelir. Zira onlar, Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’i, evde kalmışlık sendromundan kurtarabilirlerse tüm bu kötülüğe dur diyebileceklerini düşünmektedirler. Bu esnada seyirciye merhaba diyen, ağzıyla üç adet ok yakalamak gibi yaşının oldukça üstünde yetiler gösteren başka bir beyaz saçlı, sekiz klana mensup yaşlı teyze, filmin güçlü kadın karakterlerinden birini oluşturmaktadır. Nihayetinde Sekiz Klanın gençlerini örgütüleyen de, teyzenin ta kendisidir.

Gelini unuttuk değil mi? Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’in tapınağında, kendisinden alınan saç ve tırnaklarla büyü yapılarak, beyni yıkanan gelin, erkeklere karşı siper almış, damadı öldürmek için ön saflara konuşlanmıştır. Gelini kurtarmak için tapınağı basan sekiz klanlar, heba olarak geri çekilmişlerdir ama bu esnada Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’i yaralamayı da başarmışlardır. Ne yapsak ne etsek de gelini kurtarsak diye kara kara düşünürken, ağzıyla üç ok yakalayabilen beyaz saçlı teyzenin Wu Tang’ın eski ustası, Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’in sevdiceği hakkında gerçekleri damada anlatmasıyla, ilk filmde adı sık sık geçen ölümsüzlük çiçeğinin açmasını beklemek üzere Shin Fung Dağı’nda berduş olan Cho Yi Hang’ı (Leslie Cheung) bulmak için kar kış demeden dağa doğru yola çıkar gençler. Dağa çıktıklarında tipi nedeniyle, tam önlerinde duran Cho Yi Hang’ı göremeyip geri dönseler de, gençlerin konuşmalarına kulak misafiri olan Cho Yi Hang, dağdan inerek Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’in evini basar. Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin, bu esnada etrafı tarumar etmiş, önüne çıkan herkeşleri temizlemiştir. Beyni yıkanan gelin içinse aşk galip gelmiş, damadı gördüğü an, o da kendine gelmiştir. Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin, son hamle olarak gelini yaralayıp, damadı da ateşe verdiği sırada, içeri artiz modunda girerek, damadı söndüren Cho Yi Hang ile göz göze gelen Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin, acaba bu defa gelin olmayı başarabilecek midir?

Ve çiçeğin sırrı çözülüyor!
Genç gelin ve damadın önünde Beyaz Saçlı henüz gelin olamamış Gelin’e karşı siper olan Cho Yi Hang’a hiç acımadan saçlarını kılıç gibi geçiren (İşlev 2) büyük gelin, “Sana ihanet etmek istememiştim” diyerek saldırıya karşılık vermeden, gögsünde sakladığı o meşhur çiçeği kendisine fırlatan Cho Yi Hang’a karşı yumuşadığı esnada, “mutlu son diye birşey yoktur”u bilmem kaçıncı kez ispatlamak isteyen filmin gazabına uğrayacak, şu ana kadar sizlere uyuzluk yaparak adını bile geçirmediğim, cadının önde gideni baş nedimesi tarafından sırtından bıçaklanacaktır. Hemen ardından, birbirlerini affederek, birbirlerinin kollarında can veren Cho Yi Hang ve Beyaz Saçlı henüz gelin olamış Gelin, cennete (!) yükselirken (sallıyorum dikkate almayın), genç gelin ve damat ise birbirlerine yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşarlar.
Sonuç?

1. Beyaz Saçlı Gelin'in saçı, kılıç gibi etine saplandıysa sakın çıkarma!


2. Bir çiçeğin açmasını 10 yıl beklemen seni çiçeğin sahibi yapmaz!

3. Olay mahallinde mümkünse saç teli bırakmamaya özen göster!

4. Bakamayacaksan saç uzatma!

5. Tutamayacaksan kine hiç bulaşma!

Ama sanırım en mantıklı(!) sonuç yine Nick Cave'den geliyor; Buraya Buyrun!

"Saçımı süpürge etttim ama sen değerimi bilemedin" diyen kadınları rahatlatmak için çekilmiş Bride with White Hair'ın ikincisi, zannımca terapi amaçlı kullanılabilir. Misal şu an öyle terapilenmiş durumdayım ki, saçımı kıvamına getirip, malum kişiye saldırmak üzere uzarken, sizlere tavandan sarktığım beyaz saçlı fotoğrafımla veda ederken küçük de bir not düşeyim; Beyaz Saçlı Gelin'i canlandıran Brigitte Lin'in hem etinden hem sütünden bol bol yararlanan film, aynı faideyi Leslie Cheung'tan elde edememiş, seyircide dedikodu kumkuması yaratırcasına, çok kısa bir süre yüzünü göstererek, hayranlarını biraz hayal kırıklığına uğratmıştır.



BAI FA MO NU ZHUAN II / BRIDE WITH WHITE HAIR II 1993
Y: Ronny Yu, David Wu
O: Brigitte Lin, Leslie Cheung, Sunny Chan (Damat), Chirsty Chung (gelin)
Boş işler bunlar...