
Siz hiç, bir gerilim filmini gözyaşları içinde izlediniz mi? Ben izledim. O gün beynimden bir parçanın artık kullanılamaz hale gelip, yok olup gittiğini gördüm. Bir istirhamım olacaktı beyamca; lütfen alakasız filmleri bir araya getiren DVD’ler yapmayın. Biz ki geleceğin gençleriyiz (yaşım 3. En genç blog kullanıcısı da benim herhalde. Beyin yaşım, evet, beğenemedin mi?), kıymayın bize beyamcalar, beyabiler!
Hiç adetim değildir ama yemin ediyorum, yaşlanınca evsiz barksız, diğer deyişle çulsuz kalırsam, tüm sorumlusu şu aptal filmlere akıttığım ve akıtacağım parayı bir köşeye koymadığımdandır. Hoş, DVD’yi bu film için almadım, Cynthia Rothrock ablanın filmi için aldım ama iki film birden kuşağı kapsamlı DVD’deki öteki filme bakmasam olmazdı. Bu filme zaman harcayacağıma evkızı işleri yapmayı yeğlerdim doğrusu... Neyse söyletmen beni şimdi. Daha önce beni kızdıran hatırı sayılır miktarda film olmuştu. Sanırım şu an yapılabilecek en iyi ikinci şey, bunu da yanlarına ekleyip unutmaya çalışmak. İlk şeye gelince onu son paragrafta bulacaksınız. Şimdiye kadar ilk defa bir film hakkında bu kadar olumsuz yazacağım sanırım. Eh, darısı kötüleyemenlerin başına.
Daha film açılır açılmaz neyle karşı karşıya olduğumun ilk sinyallerini almış ama kendine işkenceyi bir sanata dönüştüren ruhum bu durumdan yararlanmak için seyretmeye devam etme kararı vermişti. Şiddetten hoşlanmayan bir polis, baskın yaptığı evde, zanlıyı en zayıf anında, tuvaletteyken basarak tutuklar ve hapse tıkar. Bu esnada, polisin yanına atanan çömez kadın polis (ulan ister istemez kadın diye ayırtetmek zorunda kalıyorsun işte. Bizi bu kalıpların içine sokanların gelmişini geçmişini tebrik eder, başarılarının devamsızlıktan kalmasını dilerim inşallah, amin), bana “Hemen uzaklaş, yoksa çok geç olabilir”in sinyalini daha şiddetli vermişse de, annemin hep bahsettiği ama benim hep yadsıdığım inadımdan olsa gerek, azimle seyretmeye devam ettim. Ben ki kantoncayı, mandarinceden daha sempatik bulurum, çömez polisin, merkezde bulduğu başıboş köpeği çağırıkenki çığırmaları, kulak zarımı patlatma raddesine gelmesine rağmen, hemencacık KBB ajanı ablamı arayarak, gerekli önlemleri nasıl alacağımın taktiklerini öğrenmiştim. İnsanın arkasında yeter ki ailesi olsun. İkinci badireyi de aile ferdim tarafından güç belâ atlatarak, kendimden daha emin bir halde seyretmeye koyuldum.
Bu film nereye gitmektedir? Bilsem… Daha fazla uzatmadan kör düğümü çözeyim. Videocu kızın aslında bir ikizi vardır. Başta gönüllü başladığı seks işçiliğinden kısa zamanda sıkılıp ayrılmak ister. Ama etrafındaki adamlardan kolay kurtulamaz ve biri tarafından öldürülür. Kıza aşık olan gruptaki adamlardan bir diğeri de, gruptaki diğer adamları teker teker öldürmeye başlar (cümleye bak!). Seri cinayetlerini çarmıhla yapmasının nedeni, bir anlamda günahını kutsal saydığı çarmıhla örtbas etme isteğidir. Nasıl mantıksa artık. Sonra işin içine adamın karısı ve sigorta poliçesi filan da girer. Bir film insanı bu kadar mı meraklandırmaz kardeşim? En kötüsüyse, tüm bu çözülmeyi polis ve çömezinin tembelliğe kaçarak karşılık konuşarak anlatmalarıdır. Bari o kadar da yorulmayaydınız, vereydiniz filmin yanında senaryoyu, okurduk biz ordan. Tövbe tövbe… Of çok sıkıldım… (Not: en azından ben böyle anladım konuyu)
Filmden yanıma kâr kalacak tek şey, Hong Kong’un polis numarasının 999 olduğunu öğrenmiş olmamdır. Onu da googlesız günlerin hatrına henüz teyit etmedim. Birgün yolum Hong Kong’a düşerse orada ederim.

Bir son dakika haberi: Yalnızca 6 filmlik bir filmografiye sahip yönetmenin peşine şu dakika düşmüş bulunuyorum.
999 SHEI SHI XIONG SHOU/THE CRUCIFIXION 1994
Kısaca filmdeki çarmıha gerilen kurbanlar gibi seyircisini de çarmıha germekte beis görmeyen işkence gibi bir film seyrettim. “E, madem o kadar kötüydü, yazmaya niye tenezzül ettin?” diyen fesat ruhlar için, işte sırf bu fesatlığınızdan “ben çok çektim bu filmden, siz de çekin!” diyerek intikam almak istedim. Sadık okuyucularım (nedense emin olamıyorum hâlâ olup olmadıklarından), bu vesileyle bir zamanlar okuyucaya attığım kazıkları hatırlarlar diye umut ediyorum. Yine de merhametim 100 milyonuncu kez kurusun, ben ettim siz etmeyin… Gözlerim yaş yaş, kuytu bir köşede ağlamak üzere uzaklaşıyorum ufka doğru. (İçlenerek) Ufuk ne yöndeydi, ağabey?
Bir son dakika haberi: Yalnızca 6 filmlik bir filmografiye sahip yönetmenin peşine şu dakika düşmüş bulunuyorum.
999 SHEI SHI XIONG SHOU/THE CRUCIFIXION 1994
Y: Danny Go Lam-Pau
O: Michael Chow, Hillary Tsui, Timothy Zao
3 yorum:
Yazıdaki eksik virgüllerden kaynaklanan anlam hatalarını 999'a bildirmeyi unutmayın!
sersepelek nedir? koca internette sen dahil 2 sitede buldum. tdkda da yok... merak ettim :)
film beni sen anlatırken sıktı nolcak bilmiyorum...
Uydurdum valla. Bilmiyorum öyle bir kelime var mı yok mu. :-)
Yorum Gönder