8.2.10

NİNJANIN AÇIK ARTTIRMAYLA İMTİHANI

Elimde olan nedenlerle film yazılarıma kısa bir süre ara verdim dostlar. En kısa zamanda, yaklaşık 1-2 gün içinde (zaman vermesem iyi olacaktı ya, zira ne zaman kesin bir şey söylesem, yalancı durumuna düşüyorum), sizleri yeniden esir alacağımın müjdesini verirken, fırsattan istifade son zamanlardaki faaliyetlerimden bahsetmek istiyorum. Ninjanın bir günü/haftası/ayı/yılı nasıl geçer temelli geyiklere her yerde rastlayabilirsiniz ama Ninjanın Açık Arttırmayla İmtihanı’na daha önce hiç denk gelmediğinize kalıbımı basarım (Aman dikkat! Altında kalmayın. 1-2 Ninjanın ölümcül cüssesi senin için geldi. 3-4 ninja olmak için yüzünü sıkı ört…).

Geçen hafta içinin sonuna doğru bloglar arası bir açık arttırmaya katıldım. Çok sevgili Misiz Vildan Abla, arada bir ağız sulandırma pahasına yemeklerden bahseder, insanı lapırtopurunu yalamaya kadar gidecek upuzun bir sürecin kıyısına kadar getirir sağolsun. İşte o gün de, okuyucusunu koskoca bir turşu kavanozuyla buluşturmuş, al imza ver adres mahiyetinde, isteyenin elini çabuk tutmasını bildirmişti. Turşu seven, ama sevdiceğine sağlık nedenleriyle ve annesinin “Ulan ben yapıyorum ben yiyorum bir tek! Hayatımı size feda ettim be” temelindeki her daim beyninden gitmeyen korkutucu nutku neticesinde, bir türlü kavuşamayan tüm evkızları adına suskun kalmış, yazıya gelen yorumları meraklı gözlerle takip etmiştim. Kısa süre içerisinde, bu derviş sabrım, donuk kanımın kaynamasına sebebiyet verecek olaylar silsilesiyle karşılacak, Hayal Kahvem’in beyaz sayfalarında turuncu turuncu portakallayan pek tatlı bir şeye karşı koyamayacaktı.


Önce, Misiz Vildan Abla’nın cimrilik kisvesi altına sakladığı cömertliğini test etmek için, arkadaşı Oya Hanım’ın o öpülesi elleriyle yapılmış kocaman bir kavanoz portakal reçelini hedefime alarak, “Abla, sıkıysa bundan gönder” diyerek can damarına basma planım, her yaptığım plan gibi bozulmuş (bu durumda nasıl mimarlık okuduğumu bilemiyorum doğrusu. Plan çiz boz plan çiz boz. Hayat değil lan bu!), Misiz V.A., “Çabuk adresini gönder, getirtme beni oraya!” diyerek, kanıma girmişti bir kere. Çok mahcup olmuştum ama mahcubiyetimin derecesi, kargo elime ulaştığındakiyle boy ölçüşemezdi. Bir kere daha görünürde kan olmamasına rağmen ortam kırmızıya boyanmış, İzmit’li olduğunu düşündüğüm Misiz Vildan Abla’nın kökeninin Rusya’ya kadar gittiğini düşünmeye başlamıştım. Zira kutu içinde kutu şeklinde, bir insan evladını, karnı tok sırtı pek vaziyete getirecek Misiz Vildan Abla’ya özgü olduğunu tahmin ettiğim MVA Kiti’yle karşı karşıyaydım. Kendisi, hiçbirini kendisinin yapmadığını iddia etse de, kendisinden kaynaklı bir ‘insanlık’ çemberi var çevresinde belli ki.

Sabah sabah daha fazla gözyaşlarına boğulmak istemiyorum. Çünkü "sen boğulmuyorsun anca bizi boğuyorsun" eleştirileri alıyorum. Severim sizi kırmam hiç.

Doğrudan Misiz Vildan Abla’ya sesleniyorum son olarak. Abla yapanların, yaptıranların, senin de ince düşüncenin ellerine sağlık. Reçeli bu sabah adam gibi yedim. Aileyle yapılan Pazar kahvaltılarının tadının tek bir reçelle sağlanması gerçekten garip bir duyguydu. Sonsuz teşekkürler ediyor, Oya Hanım’a selam söylüyorum. Reçel kabın güvenli ellerde. Eğer birgün hamarat olabilirsem, “verilen kabın boş döndürülmemesi” kuralını yeniden ihya etmek üzere çalışmalarıma başlayacağım.

Yazıya sıkıştıramadığımı sona ekleme zımbırtılı not: Gariptir, insanı asosyalliğe ittiği söylenen (candan inandığım) internette, bloglar sayesinde güzel insanlarla tanıştım şu son 1 senedir. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar, tek tek sayıp dökmeye gerek yok şimdi. Hâlâ da tanışmaya devam ediyorum. İnançlarım sarsılıyor...

9 yorum:

vildan dedi ki...

Sevgili Ninja neler yazmışsın buraya? Hoppalaaa! Ben ki bizim köyde, kitap isterler vermem, yemek isterler vermem, cimrinin teki diye şöhret sahibiyim...
Yıktın benim tüm karizmamı... Aaaa! Olur mu kardeşim ya!Gene de anlamışsındır vaziyetimi. Bir şu yukarıdaki kavanoza bakıp, bir de düşünürsen sana gönderdiğim pintiricik reçeli. Hımm..Olsun! Pintiricik, mintiricik ama az da olsa gönderdim ya... Cimrilikten, az cimriliğe terfi ettim sayende valla:)Sağolasın sevgili ninja:)

Tuğba dedi ki...

Hmm ben anlayacağımı anladım, yazarken de açık ve seçik ifade ettim sanıyorum senin 'cimrilik' dereceni Misiz Vildan! Dolayısıyla ninja sinsiliğimi bundan sonra yayınlayacağın yemek yazılarında kullanma kararı aldım. Artık bahtımıza ne çıkarsa... :-)

OYA dedi ki...

tuğbacım verilen kabın içi yazınla ne güzel dolmuş,çok leziz olmuş .otuz yıllık arkadaşım vildanın elinin ve gönlünün ne kadar bol kepçe,tadımlık değil ,doyumluk olduğunu da ayrıca belirtmek ister,sevgiler sunarım :=))

vildan dedi ki...

Oya var ya, benim mutfaktaki sevinme duvarımı, ağlama duvarına çevirmek istiyor illa... Bakar mısınız şu yazdıklarına..."Bu koca kavanoz dolusu portakal reçelini zaten sana vermiştim. Sonra Tuğba'ya az gönderme diye bir kavanoz daha verdim.. Eee! Ne yani sen ninja kardeşe pintiricik bir şey mi gönderdin?" demiyor da, bol kepçe diyor bana ve beni utandırıyor:) Nasıl biriyim ben?
Dayadım kafamı bizim mutfaktaki sevinme duvarına... Kıkır kıkır gülüyorum valla... Çünkü tezgahın üzerinde hem benim koca kavanoz, hem de Oya'nın Tuğba'ya diye verdiği ikinci kavanoz dolusu mis gibi portakal reçeli duruyor hağla:) Yaaa:))

hülya dedi ki...

Demek Vildan'dan reçel,, turşu,, çikolata,, kitap,, alabilmek için ninja olmak gerekiyor,, Ninja diploması nereden alınıyor:)))

OYA dedi ki...

yaa kabahat bende değil,tuğba da ..yorum yazarken DÖKÜL bakalım değince birden gerçeği söyleme durumuna düştüm..evett ısrar ediyorum...vildannn bol kepçeee,vildannnn BOL KEPÇEEEE...

Tuğba dedi ki...

Şimdi bir dakika! Bu bana gelen 'az versiyon' mu yani?!! Nasıl?!? Vildan Abla, ninjanın intikamı diye birşey var bilir misin sen? :-)

Şaka bir tarafa Oya Hanım, size de doğrudan teşekkürlerimi bildireyim bu vesileyle. Az olsun öz olsun. Zaten tek kişi çok fazla tüketemiyorum birşeyi. Paylaşma gibi bir durumum da yok şu an. Hepsi benim, hepsi benim. :-)

Üstte de belirttiğim gibi, biz anladık anlayacağımızı Misiz Vildan. Dolayısıyla bu saatten sonra ne desen boş. Yalnızca çikolata konusunda cimri olduğuna inanırım bak. Zira bende de var o cimrilik. :-)

Hülya Hanım, ninjalık diplomayla değil ama biraz sinsilik gerekiyor sanıyorum. Şimdi sıra sizde. Bol şans! :-)

Landlord dedi ki...

Vay canına! Biz de sensei'yiz diye kendimizi kandırıyormuşuz. Kavanozun büyüğü padawana gitmişmeğer. Fotoğrafla sabit. Benimki iki kahvaltıda bitti.Bakın ellerim titriyor. Portakal reçeli krizim tuttu yine...Bu arada ülkenin tek nija diploması veren sitesinin www.tersnija.com olduğunu da belirteyim ilgilenenlere....

Tuğba dedi ki...

Müsterih olun Landlord. Fotoğrafı, Hayal Kahvem'den aşırdım. Yani kavanoz Vildan Abla'nınki. Ayıptır söylemesi benimki de küçük idi. Bitmesin diye azar azar yiyorum.

Ha, evet! Diploma almak isteyen Ters Ninja'ya. Lâkin, girenin bir daha çıkamadığı kulağıma gelen duyumlar arasında. :-)

Boş işler bunlar...