26.11.09

ÇİRKİNİM, ÖYLEYSE İNTİKAM ALABİLİRİM / HORRORS OF MALFORMED MAN

1969 tarihli, yönetmenliğini Teruo Ishii’nin üstlendiği, Edogawa Rampo’nun bir romanından serbestçe uyarlanmış, kelimelerin kifayetsiz kaldığı başka bir filmle, kısa bir aradan sonra film katliamlarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Neyse ki gerçekten sözle anlatılamayacak kadar ürkünç, tiksinç, burkunç ve korkunç bir film. Zira bende de yazacak fazla tâkat yok. Böyle bir film ancak Ishii’nin başının altından çıkar diyerek iyice merak kumkumalarınızı kurcaladıktan sonra üstünkörü olmak kaydıyla konuya değinmeye çalışayım. Hah, bir de unutmadan, çirkinler yamacıma gelsin, çünkü bu film doğrudan sizleri ilgilendiriyor (İyi! Hepiniz güzelsiniz, bi ben çirkinim zaten... Bir daha çağırırsam...)


Bir akıl ‘hapishanesi’nde açılan film-ki hastaların çoğunun kadın olduğunu göz önüne alırsak büyük ihtimal, Ishii’nin yakın tarihlerde çektiği Joys of Torture, Inferno of Torture gibi istismar filmleri örneklerinin dekorları ve figüranları ziyan olmasın diye, cimriliğinin tavan yapması sonucudur seçilen mekan-Hirosuke Hitomi adlı adamın, iç sesi vesilesiyle, neden orada bulunduğunun sorgulamasını seyirciye aktarır. Kendisi de bu nedenlerden çok emin olmamakla birlikte, aslında tıp öğrencisi olduğunu, nereden bildiğini bir türlü hatırlayamadığı gizemli bir ninninin eşliğinde, dalgaların kayalıkları hunharca dövdüğü bir adada, garip bir adam gördüğünü (Garip ne kelime! Charles Manson bakışlı, spastik hareketlerle dans eden ve elleri perdeli bu adama ‘garip’ demek en basitinden hakaret olur), hemen ardından ninniyi takip ederek girdiği odada, hologram misali bir güzel, bir ucube suratlı bir kadınla karşılaştığını hatırlar. Ama tüm hatırladığı bundan ibarettir.


O gece kendisine tip tip bakan yan koğuştaki kel adamı ‘Ne baktın Gozüm?’ diyerek boğazladıktan hemen sonra firar eder. Dışarı çıktığında, gizemli ninniyi seslendiren bir kıza rastlar. Sirkte çalışan kız, bu ninniyi küçükken memleketinde öğrendiğini, memleketinden başka bir yerde, bu ninninin kimse tarafından bilinmediğini söyler (‘Ninni’ yazmak çok zor ya!). Hirosuke, eğer ninninin ait olduğu memleketi öğrenirse, kim olduğuna dair cevap alabileceği umuduna kapılır. Biraz tesadüflerle biraz da şansının yaver gitmesiyle, Japon adalarından birine yönlenir. Vardığı adada, adanın nerdeyse sahibi konumundaki bir ailenin, kendisine tıpatıp benzeyen oğlunun daha yeni cenazesinin kalktığını öğrenir. Fırsat bu fırsat deyip, sanki ölmüş de geri gelmiş gibisinden herkesi kandırarak, eve yerleşir (Ev ahalisi, ölümden geri dönen adamı çok da sorgulamadan kabullenir ya söyleyecek laf bulamıyorum). İşte o andan itibaren, daha da artan gizem unsuru, önce aile fertleri ve hizmetçiler arasındaki ilişkileri sorgulatırken, insanda ister istemez ‘katil, uşak’ hissiyatı uyandırır. Bunun konuyla bi alaka-i faidesi yok tabii.




Ailenin babası, yıllar evvel, adanın açıklarındaki başka bir adaya yerleşmiş, orada acayip deneyler yapmakta,hiçkimseyi de yanına yaklaştırmamaktadır. İşler iyice çığrından çıkınca, ev ahalisi adaya ufak bir ziyaret yapma zorunluluğu hisseder ve işte şenliğin başladığı nokta tam burasıdır. Charles Manson bakışlı sayko, evin babasıdır (açık vermedim meraklanman!) (Ama şimdi veriyorum isteyen başka yöne baksın) ve çok ulvî (!) bir sebeple (ki kendisini intikam olarak da tanıyoruz) deneyler yaparak bir ucube ordusu yaratmıştır. Sözlerin, en çok aciz kaldığı nokta da işte burası. Yorman beni seyreyleyin!

"Salarım saçımı yüzüme, hem çirkinliğimi kapatırım hemi de aslanlar gibi korkuturum" diyen klasik japon korku sahnesinin ilk örneklerinden biri






Hirosuke, kim olduğuna dair gerçeğe ulaştığında bir nevi şoka uğrarken, seyirci de bu şoktan, ahlaksal açıdan nasibini alır.
Görünürde çirkin bir adamın, aklının sınırlarını zorlayarak, kendine çirkinlerden bir dünya kurup, güzel insanlardan intikamını almasının hikayesi gibi dursa da, özünde japon insanın İkinci Dünya Savaşı sonrası uğradığı nükleer travmanın izlerinin Teruo Ishii'nin acayip dünyasındaki karşılığı olduğunu söylemek biraz abartmak olacaktır. Ama olsun, sakıncası yok. (Aman gene ne saçmalıyorum, biri dur desin!)

Bunu yanında, merak unsurunu gayet güzel ayakta tutan filmin, başka bir tutma özelliği daha var; hassas seyircinin midesinin tutması. Zira film ilk defa gösterime girdiğinde, dağ gibi adamların kustuğu rivayet olunur (mecazi de olsa-ki bundan kasıt yukarda sözünü ettiğim travmatik durumdur). Her ne kadar ada,deli bir adam ve yaptığı deneyler dolayısıyla, Dr. Moreau’nun Adası’nı çağrıştırsa da film, hem ben bu filmi seyretmediğimden hem de aynen benim gibi Teruo Ishii’nin de mevzubahis filmden haberi olmadığından, çok birşey kaybetmediğimizi umuyorum. Ishii’nin nev-i şahsına münhasır ucubeliklerinin birçoğunu taşıyan bu nadide filmi, gözümde yücelten yegane noktası ise adeta bir sirk gösterisi gibi sonlanırken, bana müthiş bir bayat tat vermesidir (ki kötü birşey değil bu durum, yanlış anlaşılmasın).

Japon korku sinemasının bir başka örneğinde daha buluşmak üzere...

Teruo Ishii'nin bir yıl sonra çektiği Blind Woman's Curse filminin kara kedisi, tıpkı kaçık babayı canlandıran aktör Tatsumi Hijikata ile beraber ilk filminde.


KYOÛFU KIKEI NINGEN / HORRORS OF MALFORMED MAN 1969
Y: Teruo Ishii
O: Teruo Yoshida, Tatsumi Hijikata, Teruko Yumi

5 yorum:

Tuğba dedi ki...

İyi ki anlatmamışım. Bir de anlatsam hafazanallah... Verilmiş Sadako'muz varmış :-p

sonkertenkele dedi ki...

filmlerin ninjası önce kör bacıyı izliicem diyodum ama acayip anlatmışsın filmi bundan mı girsem bu arıza teruo ishii'ye
başkalaşım işi çook güzel
çekici geliyor bol acılı değişim
annat sen ben mutlaka izlerim
saols
herkese bol inek kafalı günler dilerim

Tuğba dedi ki...

Sonkertenkele,
gir bir yerden Ishii filmografisine. Bu film ve kör bacı arasındaki en önemli benzerlik ucubelik. İlgini çekiyorsa ne âlâ, yoksa, söyletme şimdi bana muâllâ'yı...

Bu arada, hazır fırsat bulmuşken, yazıya sıkıştırmayı unuttuğum ufacık bir dipnot da geçeyim; o da filmin Body-Horror türünün bir örneği olmasıdır. Geyik yapmaktan böyle önemli şeyleri ekleyemiyorum ki yazılara töbe töbe...
Neyse işte, gazan mübarek olur inşallah :)

Tabi ki çirkinler her zaman haklıdır. Gerekirse söke söke alırız, yılmam ve acımam!

sonkertenkele dedi ki...

sonunda büyük beklentiyle izledim deforme adamların mahcubiyetini. büyük bekletimi tatmin edememesi üzdü azıcık. female yakuza tale'de çok güzeluçuş ishii ama burda dümdüz anlatmış hikayeyi bi de bol kolaj yapmış(soseiji'deki ikiz hikayesi - watcher in the attick'teki tavan arası röntleri ve zehirleme cabası gene o filmden human chair hikayesi)
ama deforme insanların adası gayet fantastikti deniz kızlarını beslemek istedim. ama final gayet oktu. ateşe giderken ne şahaneler.
torture serilerini merakla bekliyorum şimdi ama bi de screwed var asanoyu oynattığı o çok iyi sanırım. son lokma olarak ayırdım

Tuğba dedi ki...

İlla bi Ishii filmografisi patlatayım diyorsun yani. Afiyet olur inşalla o zaman! :-)

Boş işler bunlar...