28.6.09

ÇEYİZİMİN BİR NUMEROLU BOHÇACISI GODFREY HO GURURLA SUNAR: SHADOW KILLER TIGER FORCE

Başlıkların kısa olması gerektiğini kim söylemiş a dostlar, sorarım size? İşte, çenemin çalışamayıp habire elime elime vurduğu o anlardan biriyle daha karşı karşıyayız. Şöyle avazım çıktığı kadar “KAÇINNN!” diye bağırabilmek isterdim ama sesim içime mi kaçmış, neymiş neymiş?
Ön kapak iyi ama arka kapak ıhıh! Arka kapakta mütemadiyen 'yazmışlar', bilmem okuyabiliyor musunuz? Sanırım Hollanda civarından vhs kapağı. Bunda da 'yazmışlar' biraz!

Valla bana bakmayın, hangi Godfrey Ho filminden ‘hayır’ gelmiş ki mantıklı birşeyler yazayım şuraya? Yine de, bu müthiş filmin konusunu, anladığım kadarıyla, şöyle bir çıtlatmaya çalışayım.

Bir çeşit, Hapishanedeki Kadın (Woman In Prison) İstismar sineması örneği gibi, ninjalar tarafından kaçırılan kadınların bir hapishaneye tıkılmasıyla açılıyor filmimiz. “Nedir bu “hapishane –istismare”?” diyecek olan olursa, buyursun doyurucu bir yazıyı İYİ ‘KÖTÜ FİLM’ den bayılarak okusun.
Ninjalar tarafından kaçırılan kızların arasında ‘dolar milyangeri’ bir para babasının kızı da bulunmaktadır. Sevgi dolu baba, kızını kurtarabilmek adına, sarışın kadın ninja Jenny’i tutar. Kobo Abe’nin Kumların Kadını romanındaki nadir bir böcek türünün peşine düşüp, kumluklarda kaybolan Adam misali, Jenny de kumsalda böcek dürterek kendini yem olarak sunup, ninjalar tarafından kaçırılarak hapishaneye getirilir.
Sarışın ninja Jenny rolünde tek filmlik sinema kariyerinin zirvesindeki Cora Bentley



Cora Bentley'nin dublorü olarak kalas gibi bir adam! Yalnız göğüs dekoltesi vermeyi de ihmal etmemişler. Aferin!


Klasik öğe, fiziksel şiddet kendini daha çok kadınlar arasında saç baş yolma olarak gösterirken, sanırım filmin gerçek bir istismar filminden ayıran en önemli özelliği olarak da bir yanıp bir sönüyor. Film, uzunca bir süre, drenajdan kaçmaya çabalayıp her seferinde yakayı ele veren milyanger kızı Sylvia’yı gösterdiğinden kelli bir müddet sarışın ninja Jenny’i unutur gibi olmuşsam da ne yalan söylemeli, abla unutulur cinsten değil ki! Mahkum kıyafetinden, göğüs dekolteli mavi saten ninja kıyafetine geçmek için parmaklarıyla yaptığı güzide hareketle duman çıkarması bile başlı başına bir blog konusu olur amma sözlerim anlatmaya aciz kalıyor.
video
Pof! Değişim sahnesi
İşte bu abla gerek belirttiğim acayip parmak hareketleri gerekse bir kadın ninjadan beklenebilecek erkek ayartma gibi işlemlerle Slyvia’yı kurtarmayı başarabilecek midir?
Özellikle final sahnesinde seyirciyi ekrana çivileyen kara delikten geçen ninja (ki bu sahnedeki görsel efekt akıllara zarar bence), bumerang niyetine üzerine kendi kanıyla büyü yazarak kötü ninjayı vurması için Jenny’nin fırlattığı ‘akıllı füze’ gibi fantastikosuyla gönlümde taht kuran, zamanında Türk VHS piyasasında da arz-ı endam eylemiş, film çeyizimin en nadide parçalarından biri sayılabilecek bu film için bohçacı Godfrey Ho bacıma teşekkürü borç bilirim.
Jenny'nin kanıyla akıllı füzeye büyü yazışı

Ninja gölgesi tekniğiyle klonlanan sarışın ninja Jenny'nin karşısındaki ninjanın dikkatini dağıtmak üzere kıvırttığı an

Bir Godfrey Ho filmi klasiği geyik yapmayı seven ninja


Aranızdan kimilerinin "N'Alakay?" diyeceğiniz üstte Massimo Dallamano'nun Cosa Avete Fatto A Solange? filminin açılış sahnesi, altta mevzu bahis filmin açılış sahnesi.

SHADOW KILLER TIGER FORCE 1986

Y: Godfrey Ho (Tommy Cheng)

O: Cora Bentley, Louise Coe, David Greene, Doroty Yip

IS THIS MARE? / CHALLENGE OF THE LADY NINJA

Müstakbel damadının, Japonlarla işbirliği yaparak anavatanı Çin’e ihanet ettiğini düşünen Kayınbaba, vakitsiz öten horozun başı kesilir misali, sözkonusu şikayetini dile getirdikten sonra öldürülür. Bu esnada Japonya’da, (bizzat benim hayalim) ninjalık eğitiminin son sınavını veren ve halis muhlis “Ninja” ünvanı almaya hak kazanan kızıllar içindeki Wong Siu Wai, babasının öldürüldüğü haberini alınca atlar bir uçağa, istikamet doğru Şangay. Yalnız uçağa doğru atlamak üzere yola çıkmadan hemen önce , hocasıyla henüz vedalaşmışken, bir çinlinin ninja mertebesine yükselmesini içine sindiremeyen dojonun sırım delikanlısı, bıyıklı güzel , kıskanç ninja tarafından suikaste uğramışsa da, bıyıklının foyasını ortaya çıkaran yüce gönüllü usta (ki herkes yüce gönüllü olamaz), oracıkta bıyıklı güzele iki fiske de atmadan geçememiştir.
Wong Siu Wai, ‘80’lerin meşhur puantiyeli bluzuyla cenaze evine varıp gözyaşlarına gark olduğunda, üstelik katilin de nişanlısı olduğunu öğrendiğinde, intikam yemini edecek, bir teakwan-docu, bir erkek fatma ve bir fahişeden oluşan kız ninja ekibi kurarak bu yolda ilerleyecektir. Lakin gerçekler, gerçekten de göründüğü gibi midir, işte bu noktada sözü filme bırakmakta faide görüyorum (Farkettiyseniz son zamanlarda pek de spoiler yapmıyorum emme velakin bu tamamen tembellikten kaynaklanıyor, aklınıza başka birşey gelmesin).
1983 Tayvan yapımı The Challenge of the Lady Ninja veya diğer adıyla Chinese Super Ninja 2, uydurduğum türüyle (gerçekten varsa böyle bir tür cehaletime verin) tam bir ninjaxploitation. Hoş, kadın bir ninjanın mevzu bahis olduğu hangi film istis”mare*” değildir sevgili dostlar sorarım size? (Bu arada “mare” italyanca deniz anlamına gelir ve yazıldığı gibi okunur). Oldukça akıcı senaryosuyla pek de dandik bir film gibi durmasa da gülünç ötesi bazı sahneleriyle zihinlere kazınacak, istis”mare”ni sevsinler dedirten, başrol oyuncusu Elsa Yeung Wai San’ın da yer yer Meiko Kaji’yi hatırlattığı-ki başka kim var hatırlatabileceği zaten?- oldukça “80’ler” bir filmle karşı karşıyayız. İsterseniz (pardon ama istemesen de burda benim sözüm geçer, yok gene de istememekte ısrar edersen adios amigos durumu olur, bilemem!) işbu abidik end dı pek sevdiğim gubidik durumlara şöyle bir bakalım;

1. Kadın bir ninjanın en tehlikeli özelliğinin, kadınlığını kullanması olduğunu söylemiş olmalıyım bir yerlerde ya da milyonuncu kez sadece kafamdan da geçirmiş olabilirim emin olamadım. İşte alttaki sahnede bu özelliğini ve güzelliğini kara ninjaların dikkatini dağıtmak için kullanan Wong Siu Wai ablayı, önce kızıl ninja kıyafeti içinde, sonra kıyafetinden sıyrılmış halde görmekteyiz, ki filmin en başlarında rastladığım bu sahne beni filme daha da yaklaştırmadıysa ne olayım. Yalnız hatırlasanız Ninja The Final Duel filmindeki kadın karakterin cıscıbıl kalmasına rağmen ninjaların pek de oralı olmadığını yazmış ve abileri takdir bile etmiştim (yazmadıysam içimden etmişimdir, zaten hep içimden yapıyorum...)
2. Kız ninja ekibi kurulduktan sonra ekibin diğer iki üyesi antrenman yapmaya başlar lakin fahişe olan üyenin pek kondisyonu olmadığı alenen görülmektedir. Zira kendisi böyle elini kolunu hareket ettirip yorulacağına (efor harcamamak konusunda aynı ben), eline aynasını alıp cilveleşme talimi yapmaktadır (maalesef güzellik konusunda aynı ben değil. Ha, ben daha güzelim o manada şey ettim:p).
3. Hazır söz bu abladan açılmışken, kendisi kötü karakterin adamlarından birini öldürmek amaçlı yatağa atmaya çabaladığı sırada, adamın, kadının makyajlı suratını görüp, “Bu ne! Maymuna dönmüşsün, sil o suratını” diye bir çığırışı, kadının “makyajsız kadın olur mu a deve” (Bu laf bana mıydı? Alındım valla) diyerekten tüm karşı koymalarına rağmen, devenin kadının makyajını zorla bir silişi var daha ne anlatsam bilemedim. Hayır, şiddete karşıyız tamam da, adam da haklı diyeceğim, lakin bu cümle nereye gider işte onu bilemediğimden pek inandırıcı bir sahne olmadığından dem vurup, diğer bir gülünç sahneye geçeyim iyisi mi...
4. Ve filmin en mükemmel öğesi, Wong Siu Wai ablanın, kötü adamın kadın korumalarından biriyle, erkek izleyiciye şenlik çıkartacak biçimde ring içinde yağlara bulanarak güreştiği sahne. Özellikle ablanın o “el”li mayosu, izleyicinin gözlerini yaşartırken, bir dönem evli kadınların kocalarının aynı mayodan sipariş vermek içün moda evlerinin kapılarını aşındırdıkları rivayet olunur.
Hazır yaz tüm sıcaklığıyla bastırmışken, şehrin basık havasında denize gidemeyen bireyler olarak filmin verdiği çağrışımla uzaklara bakarak şöyle demek istiyorum: Is This “Mare”?
THE CHALLENGE OF THE LADY NINJA A.K.A CHINESE SUPER NINJA 2* 1983
Y: Leo Tso-Nam
Dövüş Kareografı : Peng Kong (bıyıklı, kıskanç ninja)
O: Elsa Yeung Wai-San (Wong Siu Wai), Peng Kong, Chen Kuan Tai (müstakbel damat), Sit Hon (kayınbaba), Kam Yin-Fei (taekwandocu ninja)
*Filmin adının Chinese Super Ninja 2 olması kafaları karıştırmasın. Zira bu film, bir devamı filmi falan değil. Five Element Ninja 'nın diğer bir adı olan Chinese Super Ninja'dan etkilenen filmin adını 2.siymiş gibi lanse etmekte beis görmemişler.


19.6.09

NINJA IN THE DEADLY TRAP

“Ne yazayım, ne yazayım” dedim, madem o kadar tezahürat yapıp sesimi kıstım, Yasuaki Kurata’nın oynadığı başka bir filmden bahsedeyim istedim.
El yazması bir ninja silahları kitabının sayfalarını çeviren koca bir el ile açılan film, bana aynen şöyle söyledi; “Merak etme. Birazdan bu silahların hepiciğini uygulamalı olarak göstereceğim!”. Tam da bu noktada romantik(!) kendim iki damla gözyaşı dökmüş, Yasuaki Kurata’yı görene kadar da filmi buğulu gözler ardından seyretmeme vesile olmuş idi. Bunun konuyla bir ilgisi yok tabii. Laf olsun, yer dolsun diye yazdım.
General Chi Chik Kuang ve adamlarına karşı, savaş alanında büyük kayıplar veren japon ninjalar (japon olduklarını belirtmesem olmazdı), generali öldürmek için harekete geçerler. Klasik bir “kimdir nedir bu ninja denen meret” söylemiyle, hareket eden film, ansiklopedi misali seyirciye ninja neymiş ne değilmiş anlatan bir format içeriyor bu noktadan sonra. İnsan bilmediği şeyden korkar misali ninjalara karşı “üç sanatın ustası”nı bulmak için yola çıkan generalin oğlu, ustayı bulur bulmasına ama yardımı ustadan değil, ustanın ayrı zamanlarda eğittiği ve her birine adı geçen üç sanattan birini bahşettiği, birbirlerini tanımayan üç öğrencinden alacaktır. Tabii öncelikle öğrencileri bulmak icab eder ki, hikayenin eğlenceli kısmının başladığı andır, zira sürekli bir ninja saldırısı da seyirciyi beklemektedir. Bir konudan daha alnımın akıyla çıktıktan sonra –bazen uydurduğum oluyor ne yalan söyleyeyim- gelelim diğer değinmek istediğim hususlara;
1981, 1982, 1984 ya da 1985 tarihli (farklı kaynaklarda farklı tarihler gözükmekte, ama 1981 olması mümkün görünmüyor, anlatacağım birazdan), Tayvan yapımı NINJA IN THE DEADLY TRAP, 5 Venom’un 3 tanesi olarak bildiğimiz Philip Kwok, Chiang Sheng ve Lu Feng’i, bebek yüz, epik insan Ti Lung ve benim için her daim yüce insan Yasuaki Kurata ile birleştiren, yönetmenliğini de 1982 civarında Shaw Brothers’dan ayrılan Venomlardan Philip Kwok’un üstlendiği, daha önce değindiğimiz Five Element Ninjas ve Five Deadly Venoms ’u konu açısından harmanlayan bir film. Five Element Ninjas’dan aşina olduğumuz kas öbeklerini bu filmde de bol bol görebiliyoruz ama Allahtan kıyafetler daha insani:). Ti Lung’un pek bir dövüş hamlesinde bulunmadan yalnızca karizmasıyla katkıda bulunduğu filmde, Yasuaki Kurata’yı ise ancak filmin ikinci yarısında görme şansına erişiyoruz. Ama bu durum Kurata hayranlarını şaşırtmayacaktır. Asıl şaşırtan şey ise Kurata’nın filmin finalinde bol bol frikik vermiş olmasıdır. Dostlar kikir kikir kıkırdamak istiyorum, izninizle.Sola Hizalasağdaki frikik'e dikkat!


Herneyse efendiler...Bağlamak gerekirse, gişede ‘istenen’ başarıyı yakalayamasa da asit haline gelip fokurdayan ninja, göz kamaştıran altın ninja, başka bir ninjanın, başarısızlığı karşısında harakiri yapışı, epik film müziği gibi özellikleri dolayısıyla ilgiyi hakeden bir film. Küçük insan, bak sen de abilerinin kaslarına, örnek al, bir karın, göğüs çalış ne diyeyim... Son olarak bir uyarı; kan man yok bu filmde arkadaşlar, isteyen başka kapıya...

Asitle kendini eriten imha eden ninja

Harakiri

önce altın ninjaların kıyafeteleriyle göz kamaştırması

Sonra "üç sanat ustası" öğrencilerimizin gözlerinin kamaşması anı

SHU SHI SHEN CHUAN / NINJA IN THE DEADLY TRAP (1984?-Tayvan) (Hero Defeating Japs)

Y: Philip Kwok

O: Lu Feng (üç öğrenciden biri), Chiang Sheng (üç öğrenciden ikincisi), Philip Kwok (üç öğrenciden diğeri), Ti Lung (general), Yasuaki Kurata (ninja lideri)

16.6.09

YASUAKI KURATA, SEN ÇOK YAŞA ÇOK YAŞA! (dikkat çekmek için yazılmış bir başlıktır, fazla kaale almayın)

Sevgili dostlar,
Kişisel zırvalıklarımı Aysonu Olağan Eften Püften Kongreleri’me ayırayım, yetmezse de abidik film yazılarımın içerisine serpiştireyim ki insanları çok bunaltmayayım istemiştim bir süredir. Lakin nerde bende o tutarlılık? Bir iki gün ayrı kalınca özlem duyduğum alt benliğim bloğuma, şu önümüzdeki birkaç gün daha film yazamayacağımdan kelli, istiyorum ki fırsat bu fırsat azcıcık içimi dökeyim.

Film yazamama durumumun tek sorumlusu annemdir. Dileyen şikayetlerini kendisine bildirsin. Anne demişken, geçen gün tv karşısında otururken “ film izleyelim ana” dedim. O da zaplamaktan bitkin düşmüş olacak ki “Okke dokke kızım” dedi (Arada bir ağzından bana karşı ‘oğlum’ dediği de olur ya, karıştırmıyoruz oraları). Aa, anneyle seyredilecek film sayısı ne kadar azmış ayol! Yok ingilizce altyazılı, yok hafif nörotika, yok onun şeysi var bunun buysu var. Kala kala elimde bir avuç film kaldı. Onların içlerinde de o an tekrar seyretmek istemediğim vardı. Sonuçta önce bir Bruce Lee-Way of the Dragon patlattık, hemen ardından Kurosawa’nın Ran’ını. Annem, öyle sinemayla falan ilgisi olan bir kadın değildir pek. Ama türk filmlerine karşı müthiş bir nefret besler ve türk filmi gördü mü çenesi asla durmaz, sürekli söylenir. Arada bir kendini kaptırdığını görmüşlüğüm vardır ya, neyse... Küçükken TRT’deki adını bir türlü bulamadığım japon dizisini(uyduruyor da olabilir miyim?) ve Shogun’u ilgiyle takip ettiğini hatırlarım. İlerki dönemlerde ben henüz ortaokul sıralarındayken Kanal 6’da yayınlanan Hint filmlerine takılmıştık beraber. Geçen seneden beri de ara ara TRT’deki Kore dizilerini seyrettiğini biliyorum. Hatta arada bir telefonla arayıp, diziyi seyrediyorum, sen de baksana babında birşeyler söyler. Şimdi ben niye anamdan bahsettim durup dururken? Çok açık değil mi vicdan azabından yazdığım? Eve gelir gelmez hır çıkardım ve içimde kala kala volumü kısılmış sesimle, kendisi çatallaşana kadar bağırdım. Bana sorarsan pek haksız sayılmam ya yine de, böyle- çok afedersiniz- “öküz” gibi bağırmamın bi manası yoktu. Ama nedeni var.

Geçen Cuma, Shinjuku Incident’ı (Kanlı Hesaplaşma) seyrettim. Yakuzalar sağolsun, seyrettiği tüm filmlerden kötü manada etkilenen bünyemi fena yaptılar. Dahası bu durumun en büyük sorumlusu ingilizce dublajdı. Gerzek bir dublajın üstüne ben de kendi beynimden orijinal dilde Yakuza ağzıyla konuşmaya çalışınca, ortaya vahim bir durum çıkıverdi. Filmi, berbat bir ingilizce dublajla vizyona sokanları kınıyorum. Bari Türkçe olaydı be! Elbet filmin tek abidik yanı bu değildi ya, yine de film başlar başlamaz duyduğum dublaj, bütün hevesimi aldı götürdü, ne yalan söyleyeyim. Bir araya gelmiş 5’ten fazla çinliyi çekilir yapan dilleri ve yahut yakuzların kendilerine has hırıltılı seslerle yaptıkları konuşmalar gibi unsurlar olmadan son derece yavan kaldı benim için. Üstelik 60 yaşında görünen Jackie Chan’i romantik bir unsur olarak da ele alan senaryoya karşı en içten hislerimle, Numan Ağbi ’nin de zaman zaman böylesi durumlar için yazdığı gibi, gülesim geldi. Hele hele- Allah Gaddesu-sama ’ya bağışlasın- Masaya Kato dururken! Çin’de sansürlenen şiddetini seveyim diyor ve kısacık da olsa Yasuaki Kurata 'yı, yaşlanmış vaziyette görüp, ton ton yanaklarından öpme hissi uyandıran filme “Hadi neyse, bir dahaki sefere inşallah” diye ekliyorum. Yasuaki Kurata ‘abim’ değil, ‘dedem’ olmuş artık, maşallah! O ne ekran doldurması öyle dostlar, ben anlamadım hiç. “Yasuaki Kurata, Sen çok yaşa, çok yaşa!”

Başka bir ‘çarçur edilmiş film’ vakasını da, Junji Ito ’nun severek okuduğum korku türü mangası Uzumaki’den uyarlanmış aynı adlı filmle yaşadım. Küçük bir kasabada insanların ‘sarmal’ saplantısına kapılıp, tuhaf şekillerde ölüş/öldürülüşlerini anlatan orijinal olması gereken filmin konusu, bu kadar mı bayık anlatılır!? Her zamanki gibi, film başlar başlamaz, saatler sürmüş hissi veren esas kızın kasaba içerisinde koşuşunu gösteren sahne, kafamda olayı bitirmişti ya, tek dileğim, şu leğende sarmal şekline gelmiş cesedi görebilmekti. Higuchinsky diye biri tarafından yönetilen film, 2000 yapımı, Japon korku furyası filmlerinden biri. Buralara DVD’si gelmedi diye biliyorum ve şaşırıyorum doğrusu. Berbat ötesi oyunculuklarla şahlanan film, benim gibi salyangoz kabuğu gördü mü o noktada dikilen ve kabuğu ıslatarak salyangozun hareketlenmesini sağlayan saykoları etkileyecek türden bir film değilmiş maalesef-beklentiyi düşük tutmak manasında dedim ama pek birşey ifade edemedim sanırım-. İtiraf edeyim, etkilendiğim bir sahne oldu aslında. Duvardaki salyangozu kameraya alan ilk kurban gibi, benim de, çok uzak olmayan bir zamanda, aynı eylemi gerçekleştirip, komşulara rezil olmak suretiyle ‘kurban olduğum’ bir durumu hatırlatan bu sahne, gözyaşı mözyaşı bırakmadı bende.

Leğende tipi büzüşesiceler

Bağlamak gerekirse;
Nerede kurumuş bir salyangoz kabuğu görürseniz, lütfen sulayın, sularken beni hatırlayın...

14.6.09

300 VS.

Orijinal poster


Psp oyunu, Locoroco'nun tahtına göz diken Patapon. (Beceremiyorum oynamayı, ağlamaklı oldum.)

Sinsice başladığı Locoroco tehdidini su yüzene çıkarmış Patapon'lar


Lego-chan'lar

Ve son olarak, 300 Spartalı da neymiş, Chuck Norris abimin karşısında? Peh!..

13.6.09

TEKNİĞİMİ BİLDİN Mİ CİVANIM? / NINJA CHECKMATE

Heyula gibi bir satranç tahtasının üzerinde karşılıklı döktüren Lee I-Min ve Jack Long Sai-Ga ile sıradan bir kung fu filmi gibi açılan filmi, sıradanlıktan kurtaran yegane şey kung fu’nun çin satrancı ile buluşmuş olması. Zihin ve beceri fakiri bendeniz, bırakın çin satrancını, normal satrançtan bile şuncağcız olsun çakmamamdan kelli filmin tadını %100 çıkaramasam da hangi saftirik noktama denk geldiyse, ayrıca filmin sonuna kadar dikkatimi üst seviyelerde tutan en önemli şey ise filmin adında geçen ‘ninja’nın ortaya çıkma umuduydu. Görünen o ki, şimdiye kadar okuyucuya attığım kazıklar, karma misali beni vurmaya başlamamıymış?..Lee I-Min’in canlandırdığı Ah Pao, kung fu öğrenmek isteyen, önüne kim çıkarsa ondan birşeyler kapmaya çalışan, seyyar çin satranç oynatıcısı Jack Long’un standında dövüşmek zorunda kaldığı adamın peşinden, adamın mensubu olduğu kung fu okuluna kapağı atan, filmin ilerleyen dakikalarında da intikamını almak için kung fu öğrenmesi gerektiğini söyleyen genç rolünde, filmi kung fu-komedi tarzına yaklaştırıyor. Kabul edildiği bu okulda, öyle hemen öğrenci olabilmek mümkün değil ama. İşte bu sebepten dolayı, ilk önce mutfakta takılmak ve diğer öğrencilerin ayakişlerini yapmakla görevlendiriliyor. Bu esnada, kendisine hoca olarak başka bir kung fu üstadı olduğu gözlerden kaçmayan aşçıyı (Sarhoş usta -Drunken Master- Simon Yuen) örnek alıyor. İkinci bir taverna vakası yaşayabiliriz demeye kalmadan da tabakların havada uçuşması bir oluyor.
Bir kung fu filminin olmazsa olmazı “intikam” öğesi yalnızca Ah Pao ile sınırlı değil. Ah Pao’nun hikayesiyle eşzamanlı ilerleyen diğer intikam öyküsünün kahramanı ise oynak insan, 5 element kung fu tekniğinin yenilmez üstadı Ghost Face Killer (Mark Long). Bu deli adam, intikamını alacağı düşmanını bulduğu an, cebinden çıkardığı kendi adıyla tanımlı metal şeyi (ismi aklıma gelmiyor bir türlü) fırlatıp, “Tekniğimi bildin mi civanım?” sorusunu da sorduktan hemen sonra müthiş bir seyir şöleniyle insanı başbaşa bırakıyor. Toprak, su, tahta, ateş ve altından ibaret dövüş stiliyle, insanda en yakınında o an kim var ise ona doğru saldırma içgüdüsü doğurtuyor. Neyse efenim, ben kendi cümlelerimden birşey anlamaz hale geldiğimden dolayı lafı daha fazla uzatmadan konuyu bağlıyorum; Cebinden Ghost face Killer’ın metal ‘şey’i düşen Ah Pao, Usta tarafından Ghost Face Killer’ın adamı olduğu gerekçesiyle okuldan kovuluyor. Her ne kadar Ah Pao, “GFK’ı tanımam etmem usta” diye yalvar yakar olsa da, usta geri adım atmaz. Bunun üzerine kendisine usta olarak Satranç üstadı’nı (Jack Long) seçen Ah Pao, yeni ustasıyla aynı intikam noktasında buluşunca, eğitiminin kalitesi bacaklarına tuğla bağlamak gibi unsurlarla arttırılacak ve usta ile bir olup, yıllar önce GFK tarafından öldürülen babasının intikamını, çin satrancından öğrendiği serin kanlılık ve taktikler, ayriyeten 5 element kung fu’sunun “toprak suyu emer, tahta toprağı döver vb.” düsturlu teknikleriyle alacaktır.

1979 yapımı NINJA CHECKMATE / NINJA ŞAHMAT, yönetmen Joseph Kuo ve oyuncular Jack Long ile Lee I-Min’i biraraya getiren, klasik çekim tekniklerine fazlasıyla sahip hatırı sayılır miktarda filmden biri (Bkz. The Seven Grandmasters-1978). Jackie Chan’in başka versiyonu, Lee I-Min’i, yine benzer rollerden birinde, babasının intikamını almk isteyen çömez rolünde izliyoruz. Yüce insan Jack Long için ekstra söylenecek birşey bulamıyorum. Ama bunu çok yemiş olduğumdan kelli çektiğim hazımsızlık nedeniyle yazıyı bir an önce kısa kesmeye çalışmama da verebilirsiniz. Artık yabancı değilsiniz, sizden mi saklayacağım. Aklıma başka şey gelirse eklerim, n’apim! Hadi civanlarım, unutmayın; ateş, tahtayı yakar; tahta, toprağı döver; toprak suyu emer; toprak, altını da emer; lakin altın ve su arasındaki bağlantı nedir, ben bilemedim, ben n'edem, nerelere gidem...
Hah, bu arada baştada belirttiğim gibi ninja minja yok filmde dostum, yanılma, yanıltma. Hmm, 5 elementin içinde hava yok muydu ya, öy...(ekledim, gördün mü?)

SHUANG MA LIAN HUAN / NINJA CHECKMATE (nam-ı diğer The Mystery Of Chessboxing )(1979)
Y: Joseph Kuo
O: Jack Long Sai-Ga (satranç üstadı), Mark Long (Ghost face killer), Lee I-Min (Ah Pao)
Boş işler bunlar...