13.1.10

KUNG FU TRANSFORMERS

Hız kesmeden, 2009’dan bir yeni film daha yazıyorum. So Close, Chinese Odyssey Part I-Part II, God of Gamblers 2 gibi seyretme olanağı bulduğum kimi filmlerin senaristliğini yapmış, yukarıdaki filmler hariç, senaristliğini yaptığı birçok filmi bizzat yönetmiş ama nedense benim çok fazla dikkat etmediğim Jeffrey Lau tarafından çekilmiş bir film Kung Fu Cyborg: Metallic Attraction.
Rahatlıkla anlaşılabileceği gibi ilk olarak adına tav olduğum filmi, seyretmesem de olurmuş ama bu, kötü bir film olduğu anlamına gelmez. Zira filmde, kung fu yapan cyborglar mevcut ama ana hikayenin, bir aşk hikayesi olduğunu itiraf etmeliyim. Romantizm seviyem, Claude Sautet’nin Un Coeur En Hiver (Ayazda Bir Yürek) filminde, Daniel Auteuil tarafında canlandırılan karakterinki kadar olduğundan –ki o filmi de pek severim-, biraz dırdırlanarak seyreder gibi olmuşsam da, tam “Baydın ama aa!” kıvamına geldiğim an, patlayan aksiyon ve komedi sahneleriyle oldukça iyi dengelenmiş bir film olduğunu da eklemeliyim.
Daha filmin konusundan dem vurmadan hop diye izlenimlerimi anlatmam bir şey ifade etmemiş olabilir. İstediğiniz oranda küfretme hakkına sahipsiniz. Daha sonra aleyhinizde delil olarak kullanma hakkına da ben sahibim ama… Tam “şeytanın kulağını çekeceğim galiba bu defa, kısa yazmayı başarmak üzereyim” dediğim bir anda yine saçmalaya saçmalaya bu kadar uzattığım için kendimi tebrik eder, konuyu çıtlatmaya geçerim.Hükümet, yeni bir tip yapay zeka üretmiş ama onun %100 zararsız olduğundan emin olmadan, halkın arasına karışmasını istememektedir. Bu nedenle K-1 adını verdikleri bir numuneyi, güvenilir denilebilecek saftirik bir polis memurunun yanına verirler. Asi Gençlik görüntülü bu numune –ki kendisi bende hafif bir Astro Boy çağrışımı yapmıştır- kısa süre içerisinde, karakoldaki tüm çözümsüz meseleleri hallederken, polis memuru Su Mei’yi de kendine aşık etmeyi başarmıştır. Öte yandan dana gözlüklerinin altında güzelliğini gizleyen bu kızcağıza, tek aşık olan kendisi değildir; ona göz kulak olan polis ve karakolun bilgisayar arızalarında başvurduğu yegane adam da kıza abayı yakmıştır.
Allah çirkin şansı versin bazlı atasözümüzü (!) doğrularcasına devam eden hikayede asıl önemli olan nokta K-1’in tür gereği, insani duygulanımlar yaşamaması gerektiği, dolayısıyla aşık olma lüksünün bulunmamasıdır. Filmin aşk unsuru bu koldan devam ederken, 2de1 ortaya çıkarak, ağlamaklı suratıyla göz-kulak polisten birşeyler talep eden üst düzey devlet yetkilisi rolündeki Eric Tsang ve K-1 ile polis arasındaki didişmeler de komedi unsurunu oluşturmaktadır. Kung fu namlı aksiyonu ise yukarda bahsettiğim “bayılmak üzereyim”in hemen akabinde, transformers’ın Hong Kong versiyonunu icra eden K-1 ve bünyesindeki ufak çaplı uranyumdan dolayı özgürlüğünü ilan etmek isteyen ‘kötü’ K-88 arasındaki mücadelede yakalamak olasıdır. Aslında K-88, robot da olsa özgür olmak istemekte, bu nedenle yaratıcısı insanoğluna isyan etmektedir. Göz-kulak polis, bu çatışma sırasında feci şekilde yaralanır. Polisin ölmesini engellemek için K-1’in, onu cyborga çevirmek gibi güzide bir planı vardır.
Kısacası, amerikan yapay zeka filmlerinin temeli üzerine kurulan, ama derdinin amerikan muadillerininkinin yerine son derece basit bir aşk hikayesi anlatmak olduğu, yer yer kahkaha attırmayı bile başaran eğlenceli bir aşkomedi filmi, Kung Fu Cyborg: Metallic Attraction. Pişman olmak için neden yok!
Göz kulak polisin, robot olduktan sonra, kontrolsüz olarak baktığı şeyin halini alan kafası!


Son olarak hayalimdeki süper kahraman!

KEI HEI HUP / KUNG FU CYBORG: METALLIC ATTRACTION 2009
Y: Jeffrey Lau
O: Hu Jun, Alex Fong, Sun Li, Wu Jing, Eric Tsang

LAUGHING GOR*/ DÜŞÜNDÜĞÜN GİBİ DEĞİL!

Hazır Herman Yau’dan söz etmişken, 2009’da fırından çıkmış taze bir filminden, kısa da olsa bahsedeyim. Bu arada kısa yazma alıştırmalarımı da bu vesileyle aradan çıkarayım diyorum.
Orijinal adıyla Laughing Gor, İngilizce adıyla Turning Point -Türkçe ismi olsa kesin Kirli İşler denirdi ona ne şüphe- olarak bilinen film, aslında EU adlı, 30 bölümlük Tv dizisinden uyarlanmış. Başrolünde, yine dizide de aynı rolle yer alan Michael Tse’yi barındırıyor.
Konuya, ‘Kirli İşler’ filmine ucundan kıyısından bulaşmış izleyiciler olarak yabancı değiliz. Gizli görevle, mafyanın içine karışan polisin, çıkışı olmayan bu ‘fedakârlık’ içerisindeki dramına tanıklık ediyoruz. Michael Tse tarafından canlandırılan genç polise, mafya tarafından yine eski polis, yeni seçimiyle ‘mafyaman’ rolünde Anthony Wong, arıza ‘mafyaman’ rolünde Francis Ng ve misafir oyuncu rolünde, ‘o’ beyaz atletiyle sürekli oturup tıkınarak, mafyanın içişlerini çözümleyen adam olarak uzun süredir görmeyi özlediğimiz Eric Tsang eşlik ediyor.

Etrafı sürekli kadınlarla çevrili ‘stilman’ Anthony Wong ile ‘sokak serserisiman’ Francis Ng’nin, sürekli didişmelerini izlemek, filmin aksiyon anlamındaki en güzel yanı. Zaten bundan başka da bana güzel gelen bir yan göremedim. Kötü olmamakla beraber, Yau’nun fırçasını pek algılayamadığım, ortalama bir film olduğunu söyleyebilirim gönül rahatlığıyla. Uzun bir süredir, dizi seyretmeye ara vermiş olmasam, dizisini seyretmek isterdim. Ama malum ‘vakit’ adında nur topu gibi bir problemim var.
Stilman Anthony Wong, film boyunca sürmeli gözleri ve acayip kıyafetleriyle seyirciye göz kırpıyor. (Dedicated to Gaddesu-Sama!)

*Film hakkında hiçbirşey bilmezken, sırf adına ve yönetmenine bakarak ne hayaller kurmuştum oysa, şöyle en kanlı canlısından... Laughing Gor, Michael Tse tarafından canlandırılan karakterin adıymış meğersem. Bu arada türkçe Kirli İşlerin, ingilizce karşılığı da Turning Point sanırım bu tür Hong Kong filmleri için. İnterneti özenle tarayınız!

Set fotoğrafları http://yule.sohu.com/20090709/n265089251.shtml 'den. Çok üşendim, ayıklayamam şimdi filmden...

Bir diğer nokta da film, Shaw Brothers ve TVB televizyonunun ortak yapımı. yıllar sonra yeniden bir Shaw Brothers filmi ama eski ihtişamından eser yok Shaw'un...

LAUGHING GOR/TURNING POINT 2009

Y: Herman Yau

O: Michael Tse, Anthony Wong, Fransic Ng, Eric Tsang, Fala Chen

11.1.10

2007'DEN BİR CAT III DENEMESİ; GONG TAU

Herman Yau’dan 90’lar CAT III tadında 2007 yapımı bir film, Gong Tau: The Oriental Black Magic. Her ne kadar Yau ağbinin filmografisi komediden drama uzanan bir yelpazede geniş de olsa, bu bünye onu, oldukça sert korku filmleriyle sevdi, sevmeye de devam edecek. Gelelim filme;
Herman Yau Ağbiye el sallayın.
İşiyle kafayı bozmuş, evine yeterince zaman ayıramayan sert polis Rockman’in (Mark Cheng) karısı (Maggie Siu) ve yeni doğmuş bebeğine, kimliği meçhul biri tarafından kara büyü yapılır ve aynı gece bebek hunharca ölürken –ki Yau’nun bu görüntüyü seyircinin gözüne sokmaktan kaçınmayacağını siz de en az benim kadar biliyorsunuz- kadın da korkunç ağrılarla hastaneye kaldırılır. Bebeğin otopsisinde bizzat bulunan ve kadını da yakından gözlemleme şansına erişen Rockman’in mesai arkadaşı Sum’a (Lam Suet) göre kadına kara büyü yapılmıştır. Rockman’e 2de1, sorunun kara büyü olduğunu anlatan Sum, sonunda adamı inandırmayı başarır. Sum’ın dediğine bakılırsa kara büyü ya para için ya da aşk için yapılmaktadır. Rockman de basit bir polis memuru olduğuna göre, kara büyünün aşk ile ilgili olduğu barizdir.
Başlarda bu duruma pek anlam verememiş bir havada takılmayı sürdüren Rockman’in aslında Tayland’la ilgili ufak bir sırrı vardır. Sırrı öğrenmek isteyenler, önceki filmlerden The Eternal Evil of Asia’nın Tayland maddesine bakabilirler. Kara büyü yapan kişiyle ilgili bazı bilgiler edinmeyi başaran Rockman, zaten peşinde olduğu hem suçlu hem de kara büyü ustası Lam Chiu’yu ele geçirince, karısını, kendisinin sebep olduğu sonsuz acılardan kurtarabilmek için, adamın ağzını burnunu dağıtmak pahasına kara büyüye karşılık kara büyü ile cevap vermekten kaçınmayacaktır. Bu esnada iğrenç canlılar (yılan, akrep, çıyan vs.), kesesine bereket iç organlar, görsel efekt dolusu kan gibi, kategori 3’ün tüm ‘güzellik’leri de yıllar sonra ekranda arz-ı endam eyleyerek seyirciyi yeterince tatmin edecektir.


1. Yau, otopsi sahnelerini -malum organsal sebeplerden dolayı- keşke hep bu uzaklıktan çekse dedirten açı!

2. Tarikat mensubu Rockman'in karısı, içindeki tüm dırdırları kusarken;


3. Islıklar uçan kafalar için! Dikkate değer yan, iç organlarla birlikte dışarı çıkıyor olması. Şimdiye kadar hiç böyle kopan kafa görmemiştim sanırım. Gördüysem de hatırlamıyorum;
4. Abiiii, kamera yan dönmüş! Şişşt ağbi kime diyorum. Allahtan simetri hastalığı yok, yoksa halim dumandı bu Hong Kong filmleri yüzünden...

Not: Kara büyü ile ilgili yakından ilgilenen arkadaşlar için filmde ayrıntılı tarif veriliyor. Ne işinize yarayacaksa artık...


GONG TAU: THE ORIENTAL BLACK MAGIC 2007
Y: Herman Yau

O: Mark Cheng, Lam Suet, Maggie Siu, Kenny Wong (Lam Chiu)

8.1.10

KAN GÖLÜ BALESİ A.K.A NINJA ASSASSIN

Bu akşam, iş sonrası kendimi bir sinema salonuna attığımda, son zamanlarda sık sık karşılaştığım “bir şey beklenilmeden izlendiğinde…” bazlı eleştirilere gıcık kaptığımdan olsa gerek, beni neyin bekleyip neyin beklemediği, hiç umrumda değildi doğrusu. Her daim bu ‘bekleme’ durumunu dillendiren büyüklerime “Pardon ağbi ama, hâlâ bir ninja filminden bir şey bekleme gibi bir saflığın varsa, o halde büyük bir problemin var demektir!” demek isterdim. Anlaşılacağı üzere tüm gün, akşamın gelmesini iple çektikten sonra Ninja Assassin’i seyretmiş bulunuyorum. Dolayısıyla sıcağı sıcağına yazma gereği duyuyorum.

Klasik bir ninja intikam öyküsüne, üst sos olarak bol kan, kenar sos olarak da gizli dosyalar katan film, esas olarak, “ninjanın merhameti olur mu, olmaz mı?” ve yahut “olmalı mı, olmamalı mı?” sorunsalı üzerine yoğunlaşıyor. “Alakaya çay demle!” diyen 80’ler gençliği (sen çok yaşa abi e mi!) için, ocağa çay koyup hemen döneceğim…

Kendi kültürlerine yabancı, artık yozlaşmış uzakdoğuluların, tam da ‘ninja’ ile dalga geçtikleri sırada, ortamı basan ninjalar tarafından katledilişleriyle açılan film, ilk dakikadan insanın içindeki yağları eritiyor. Berlin Europol’de çalışan ajanvari Mika’nın, üzerinde çalıştığı dosya, ninja klanları ile ilgili bazı gerçekleri açığa çıkardığında, ortağı Maslow da ninja diye birşeyin varolmadığı inancını devam ettirmek istese de, kendilerini tam da bu gizemin ortasında bulmaktan kurtaramıyorlar. Hikayenin bu kolu, ninja fenomenini tam da x-files estetiğiyle yakalarken, diğer yanda esas oğlan ninja Raizo’nun, hem bugününe hem de flashbacklerle dününe bakma fırsatı yakalıyoruz. Küçük yaşta kimsesiz kalan oğlanın, Ozunu Ninja Klanı’nın lideri tarafından, acımasız katil ninja olarak yetiştirilmesi evreleri, kayda değer. (Bu arada not, yazı içerisinde klişe kelimesini kullanmak istemiyorum, zira 2010’da bir ninja filminde klişe olmayan bir şey bulmak isteyeni alnından öperim…). Üstelik, kişisel olarak filmin en güzel sürprizi (nasıl sürprizse artık, karıştırmayın oraları), 80’lerin ninja yıldızı Shô Kosugi’nin, Ozunu Klanı Lideri rolünde, tüm film boyunca arz-ı endam eylemesi. Her ne kadar filmin kahramanı Raizo açısından bakacak olursak, Kosugi’nin yıllar sonra yeniden kötü ninja olarak seyirci karşısına çıktığını söylemekte fenalık olmasa da, genel çerçeveden bakıldığında, hiç de kötü ninja değil. Bu arada, yıllar sonra ekranda, bizzat Kosugi tarafından icra edilen ninja parmak hareketlerini gören nostalji kumkuması seyircinin gözyaşlarına hâkim olamayacağı uyarısını da verip, filmin intikam temasına değinelim.

Ozunu tarafından, küçük yaştan itibaren, kalpsiz olarak yetiştirilen ninjalardan biri olan Raizo, klana ihanet eden sevdiceği kızın, Ozunu’nun verdiği emirle öldürülmesinden sonra, intikam ninjası formatına girecek ve önüne gelen ninjaya kök söktürecektir. Bu arada, işin içine karışan ajanlar, her ne kadar gözümde, Godzilla’ya ateş açan askerler tadı bırakmışsa da, bir müddet sonra gözle takip edilemeyecek hareketlilikteki aksiyon sahneleriyle ve dahi galon galon kanın esirgenmediği (görsel efekt galonundan bahsediyorum, yoksa onca adam çalışıyor zaten şu film işinde, bir de temizlikçiye paramı verecekler allasen!) gore’un göz çıkartan estetiğiyle, arada bir dişsizmiş imajı veren Shô Kosugi’nin çok sevdiğim ingilizcesiyle, yıllar sonra ninja filmi izlemek isteyen bünyelere iyi gelecektir diye düşünüyorum. Gelmezse de canınız sağolsun ne yapalım… Kendi açımdan birkaç ay arayla önce Yasuaki Kurata’yı Shinjuku ‘Faciası’nda ve Blood: The Last Vampira'da, ardından da Kosugi’yi yeni bir filmde görmüş olmak bile yeterliydi.

...............................................................................

Filmle ilgili açık veren çeşitlemelerime geçiyorum, yanlışlıkla bu yazıyı okuma gafletinde bulunan arkadaşları uyarırım. Kafama takılan birkaç şeyi sıralayayım. Aşağıdakiler hakkında geyik yapmak isteyen olursa sevinirim.

1. Ozunu Klanı’ndan kaçanlar neden hep kızlardır?
2. Ani ninja saldırıları sırasında, ete saplanan ninja yıldızını hemen hissedip, çığlık atmak mümkün müdür? Bunu mümkünse Mythbusters araştırsın istiyorum.
3. Gerçek hayatta da şarkıcı olduğunu öğrendiğim Raizo-gerçek adı Rain’le, esir esildiği sahnede bir ajan tarafından “Onun ninja olduğundan emin misin, daha çok boyband üyesine benziyor” dalgasını pek sevdim.
4. Annem hep, kadını saç gösterir der. Bana kalırsa bu sadece kadınlar için değil, bir kısım erkekler için de geçerli. Bakınız Raizo’nun öğrenci hali, Bakınız Raizo’nun intikamcı hali.
5. Filmin oturduğu intikam konusu biraz yavan geldi ya, sesimi çıkarmıyorum.
6. Tüm film Berlin’de geçiyor. Ama neden?
7. Son olarak da Shinjuku ‘Faciası’ndaki gibi bu filmde de, daha hafif olmakla beraber bir dil sorunu var, herkesin ingilizce konuşması gibi. Ama onu da gözardı ettim. Belki de ikiyüzlülük ettim.

Son olarak 80'ler Kosugi filmlerine aşina olan yönetmen James McTeigue ile bir alıp veremediğim olmadığını belirtir, iyi değerlendirme ve işin teknik kısmı için has sinema sitelerini gezmenizi salık veririm.

Shô Kosugi-san, film hakkında konuşuyor;
"I was shocked when I saw the script, when I saw the name Ozunu, I smiled because what most people don't know is there was a real Ozunu, who was born in the Kinki District and is the ancestor of the Shugenja, mountain warriors who practiced Shugendo. He's an ancestor of the ninjutsu. So the research was so good. To play this role, I was honored to do that."

7.1.10

MEGALON REZİDANS

Konut mimarisinde, Site Devletleri yerini, yavaş yavaş rezidanslara bırakırken, benim neyim eksik (kelimenin içinde saklı aslında) dürtüsüyle yola çıkan bu 'naif' bünye, Şişli'nin göbeğinde, Megalon adını verdiği, yeni tasarımı Şanzımanın açılışında sizleri görmekten gurur duyar. Sonuçta amaç, zaten nerden geldiği belli olmayan parayı çarçur etmek ise, böcek fobisini bir yana bırakın hanımlar ve 2010 model konutlarda yerinizi ayırtın.

5.1.10

BEN BUGÜN NE ÖĞRENDİM?

Müslüman mahallesinde salyangoz satmak deyiminin gerçek olduğunu öğrendim.
Yolu yanlışlıkla da olsa Draman'a düşen herkes, aynı bilgiyi, caddeyi döndükten hemen sonra karşısına çıkacak ilk eczanenin vitrininden edinebilir;
"Salyangoz Mucizesi"
Şaşkınlık derecesi; %85
Şaşkalozluk derecesi; % 100
Son not: 2de1 Draman'da ne işim olduğu meselesine gelirsek, tek suçlu tarihtir hâkim bey. Böyle biline...

3.1.10

TÜKÜR TEYZE!

Sıkıcı bir Pazar gününü daha ardımızda bırakırken, bir süredir dokun(dur)madığım CAT III filmlerinden biri daha blogtaki yerini alıyor. Ama hemen evvelinde, hem bedenen hem de ruhen 18’den küçükleri şöyle sağ alttaki oyun köşesine alayım. Her ne kadar otosansürün cılkını çıkarsam da yazarken, yine de gençlerin kötü etkilenmesini istemem. Na bak, yazıyorum şuraya… Annem yaşındaki (takribi 60) teyzelerim de tükürük ve beddualarını hazırladılarsa, hücum komutunu verebiliriz. Sex and Zen II ve The Forbidden Legend: Sex&Chopsticks’den başka filmini bilmediğim Cash Chin Man-Kei’n, 1995 yılında çektiği The Eternal Evil of Asia, temelde korkuyu, farklı kategoriden komediyi ve cinselliği (Komut 1: Tükür teyze!) kendine baz almış karmakarışık fantastiko filmlerden biri. Büyücülerin, büyü yapacakları kişiler hakkında fesatlık yapmaları için, yeni gömülmüş çocuk bedenlerinden ruhlarını çaldıkları bilgisiyle açılan film, “sinema salonunda, yandaki koltukta soluk benizli bir velet görürseniz ona iyi davranın” uyarısını seyircisine vermekten de kaçınmıyor. Benim gibi çocuk sevgisi(!) dağları taşları kıskandıran tipler için yapılmış uyarı için filme teşekkür ettikten hemen sonra filmin 2de1 tükürten konusuna gelebiliriz (Komut 2: Dur teyze daha değil!). Ana babasını henüz toprağa vermiş adamın biri, o gece eve döndüğünde, ana babasının hayaletlerinin de peşinden eve geldiklerini görür. Korkudan ne yapacağını şaşırıp kasap bıçağıyla hayaletlere saldırdığında gerçekleştirdiği katliamın bilançosu, karısı, oğlu, karı-koca yan komşuları ve maalesef kendi canına çıkar! Peki bu adamceğiz neden böylesi halüsinasyonlar görmüş de önüne geleni doğramıştır? Adam, kısa süre önce, dört arkadaşıyla birlikte kaçamak yapmak için, büyücüleriyle ünlü Tayland’a gitmiş, gider gitmez de karı-kız peşine düşmek için fırsat kollarken (Komut 3: Tükür teyze!), kendisi ve arkadaşlarını, büyücüler kapışmasının ortasına düşürmüştür. Bu sırada tanışıp dost oldukları büyücünün kızkardeşine yaptıkları şeyden sonra (Evet, teyze seni bekliyoruz), büyücüyle araları açılmış ve büyücünün tüm gazabını üzerlerine çekmeyi başarmışlardır.
Nedense bana Jet Li'yi hatırlatan Red to Kill 'den hatırlanabilecek sayko rollerin sapık adamı Ben Ng Ngai-Cheung
Kızkardeşi için yaptığı aşk büyüsünün neticesini kardeşinin ölümü olarak alan büyücü, işte bu andan itibaren, kurbanlarını iğne büyüsü, saplantı büyüsü gibi çeşitli büyülerle avlamaya başlarken, kendisi de bir çeşit büyü altına girecek ve adamlardan birinin nişanlısına göz koyup, onu elde etmeye çalışırken teyzenin tükürüğüyle karşılacaktır.

Bu çok mânâlı anlatımdan sonra filmin kapış kapış gideceğini düşündüğümden fazla açık veren ayrıntıya girmedim dostlarım. Ya da kıvırmadan söylemek gerekirse sizin de tanıştığınız teyzenin tükürüğünü almamak için bu taktiği uygulamak zorunda kaldım diyebilirim. Ahhh! Ya teyze bana niye tükürüyorsun ya! Alla Alla…

Ah bak gördün mü? Tükürüğe takıldım asıl uyarıyı vermedim yazının başında. Eğer baş dönme hassasiyetiniz var da denizin tuttuğu tiplerdenseniz, seyretmenizi salık vermem bu filmi. Zira öyle kamera hareketleri kullanmışlar ki, sanırsın fırtına ertesi, kontrolü kaybetmiş bir gemidesin. Bir aşağı bir yukarı oynuyor mübarek! Doktor uyarısını da verdiysek slayt gösterisine geçelim.

1. Büyücülerin kapışması; Fotodan ne kadar seçiliyor bilmiyorum ama seks büyüsü sırasında atılan bombalar. (Hatta kadın büyücünün plasenta atma gibi bir yeteneği var!!!)

2. Büyücüye, fotoda görülen şekilde "...kafa" diye hitap eden adamın hazin sonu! (Biraz da He-man'deki Duncan'ı andırmıyor mu?)

3. Saplantı büyüsü sonu, Naked Blood misali kendini yiyen adam!

4. 5 Venomlardan Lo Meng'in büyücü kılığında kıvırdığı an. Abi, Chang Cheh'nin kıyafetlerine duyduğu özlemi bu filmde de dile getirmiş sanırsam...


5. Zorlama tahmin 1; Hellraiser?


6. Zorlama tahmin 2; Dr. Manhattan?

7. Zorlama tahmin 3; Hellboy?


Aa bak terbiyesiz küçüğe! Sen yazının başında gitmedin mi? Madem öyle “Ne Olacak Şimdi?”filmindeki çocuk gibi tükür ulan babanın suratına!
NAN YANG SHI DA XIE SHU / THE ETERNAL EVIL OF ASIA 1995
Y: Cash Chin Man Kai
O: Chan Kwok Bong-Ellen Chan (nişanlılar), Elvis Tsui (...kafa), Ben Ng Ngai Cheung (Büyücü), Lo Meng (Taoist büyücü)

1.1.10

GODZILLA LEE

Bayramlarda seyranlarda ve hatta bilimum özel günlerde yazmayı alışkanlık haline getirdiğim Godzilla serisinden bir film şimdiki kurbanım. Hem de ne kurban! Bu katliamdan sonra Godzilla'yla aramızın hâlâ aynı kalabileceğine inanmasam da, atalarımın en güzel sözlerinden biri olan "Dost acı söyler!"in ışığında, parmaklarım klavyeye zar zor gitse de, heyhat, sivri dilimi zaptedemiyorum. Anlaşılacağı üzere melodrama yakın bir tavırla giriş yaptığım yazı, yeni yıl vesilesiyle vatan millete hayırlı olsun.

1973 yılı yapımı, Jun Fukuda tarafından yönetilmiş Gojira Tai Megaro (Godzilla, Megalon'a Karşı), Godzilla filmografisi içindeki en kötü filmlerden biri. İşbu sebepledir ki, benim de en sevdiğim bölümlerden biri. Birazdan cerrah ustalığında, dalağını yararcasına, kare kare anlatacağım ya, okuyucuya karşı sorumluluğumu yerine getirmek adına, neyle karşı karşıya olduğunuzu şöyle bir dillendireyim. Böylelikle daha yazının başında ayrılmak isteyeni, fırlatma koltuğuna oturtup, uzaya gönderebileyim. Senaryosunun, Jun Fukuda ve hep bu 'tür' filmlerin senaristliğini üstlenen (Matango dahil) Takeshi Kimura tarafından yazıldığı Gojira Tai Megaro, ayıptır söylemesi, gelmiş geçmiş en çirkin Godzilla'yı barındırıyor. (Ee... Belki de o yüzden ayrı bir ilgim var bu filme...)
Hatta şaka gibi bir Godzilla desem abartmış olur muyum, emin değilim doğrusu. hayır o yıllarda botoksa vardı da, şan şöhretten malum yeri kalkan Godzilla, ne yapacağını şaşırıp, orasını burasını mı şişirtti, bilemiyorum. Buraya kadar kâfi derecede şok verdiğimi umarak, Godzilla'nın bu seferki rakibi Megalon hakkındaki tüm gerçekleri, araştırmacı blogcu kimliğim vesilesiyle gözler önüne sermek üzere konuya geçiyorum.

Konu klasik. O yüzden uzun uzadıya yazmıyorum. Zaten bir süredir yazdıklarımda tekrara düşmüş vaziyette olabilirim. Her ne kadar yazar filan olmadığımdan, bunun mazur görülmesi gerektiği bahanesini kullanmaktan imtina etmesem de asıl suçu, yazdığım filmlerin tekrardan ibaret olduğunun üzerine atıp, olayı örtbas edeyim. Okyanusta yapılan atom bombası denemeleri sonucunda, Seatopia denilen denizaltı uygarlığı, hunhar insanoğluna (Hunhar kelimesinin Hun'larla bir ilgisi var mı acaba?), ders vermek ve onu bir güzel benzetmek adına (eline sağlık), hamamböceği kırması Megalon'u yeryüzüne gönderir. Elleri dolayısıyla, kırma işlemleri için her inşaata lâzım olduğunu düşündüğüm bu canavarın kafasında her ne kadar radarvari bir yıldız bulunsa da, canavarın hedefine ulaşması için bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. Tam isabet, Jet Jaguar adında bir robotun son rötuşları üzerinde çalışan bir profesör, veled-i zurna kardeşi ve arkadaşı, batılı bir adamın saldırısına uğrayarak, robotun kaçırılmasına neden olurlar. Kötü adamların eline geçen robot, uçarak, Megalon'u insanoğlunun üzerine getirirken, askerler çoktan harekete geçmişse de, olaya dahil olmak için ta uzaydan kalkıp yeryüzüne gelen kötü Gigan nedeniyle, insan dostu Godzilla da saklandığı delikten çıkarılır. Bu esnada kendine gelen Jet Jaguar da yeniden iyi tarafa geçerek, Godzilla'yla birlikte, bu iki pehlivana karşı savaşarak, dünyanın (maalesef) bir kere daha kurtarılmasını sağlar.
Filmi seyredenlerle geyiği uzatmanın iyi olacağını düşünsem de şimdilik sahne altyazılarıyla idare edelim diyorum.1. Mesleki açıdan ellemezsem ayıp kaçacak mimari özellik. Jet Jaguar'ın imal edildiği laboratuvar. Dönemin ultramodernist mimarisi, kutu adamların ülkesinin kutu evi.
2. Maket olduğunu biliyoruz ama bu kadar da göze sokulmaz ki birader!

3. Oily Maniac'tan sonra bir 'zeki' daha. Laboratuvardan yürüyerek çıkan son teknoloji harikası robot, Jet Jaguar.
4. Hamamböceği ile vozvoz, cozcoz, dozdoz gibi çeşitli isimlerle duyduğum ama gerçek ismini hiç öğrenemediğim, genellikle yazları ortaya çıkarak, küçük kızların saçına yapışan uçan nadide böceğin bir karışımı olan Megalon'la Gigan'ın, pehlivanlara taş çıkartan el tokuşturmaları. Hayır, abartmıyorum!


5. Şimdiye kadar bir sürü kişi Bruce Lee klonu oldu da Godzilla'nın neyi eksik? Sıktığı yumruklarıyla, gardını alan Godzilla, 'yamacıma gel gel' hareketine hazırlanırken.

6. Malum, bir japon filminin olmazsa olmazı fışkıran kan.

7. Az sonra tepeleyecekler.

8. Akıllara durgunluk veren Godzilla hareketi! Jet Jaguar tarafından kıstırılmış Megalon'a doğru kuyruk üstünde kaymaca. Şaklaban yaptınız oğlum Godzilla'yı ya!

9. Godzilla'yı bir sürü seyircinin gözünde bitirecek hareket; tokalaşma!!! Aslında insanoğlunu iplemeyen Godzilla'nın doğasına aykırı bu 'insani' hareketi kınıyorum.
Hamamböceğine bir dakika dahi sabredemeyen hemcinslerim açısından bakacak olursam, Megalon'un işkence unsuru olabileceğini söyleyebilirim. Ama böceklerle arası iyi olmayan seyirciye, bunun bir Godzilla filmi olduğunu, yani eninde sonunda, Godzilla'nın kontrolü eline alarak, cörttt diye böceği ezip geçeceğini söylemenin mânâsı var mı, bilemiyorum. Kafasındaki yıldızdan ateş çıkaran Megalon'un, ağzından da bomba atma özelliği olduğu bilgisini vererek, hamamböceği de olsa, diğer canlıların yaşam hakkına daha saygılı olduğumuz bir yaşam temennisiyle, nerdeyse son yarım saati, bu 4 yaratık arasındaki kavgaya ayrılmış filmin, Jet Jaguar'ı öven bitiş şarkısıyla veda ediyorum.




Jetto Jagaa diyen dillerinize kurban, heleloylar!
GOJIRA TAI MEGARO /GODZILLA VS. MEGALON 1973

Y: Jun Fukuda

O: Shinji Takagi (Godzilla), Hideto Odachi (Megalon), Tsugutoshi Komada (Jet Jaguar)

Boş işler bunlar...