1970 tarihli Gezorah, Ganime, Kameba: Kessen! Nankai no Daikajû yani Yog: Monster From Space'in Türkçe afişi.
25.9.11
24.9.11
UÇAN GODZİLLA GAMERA
Giallofordummies'de de dediğim gibi 5.Beyoğlu Sahaf Festivali'nde bir süredir aradığım posterleri elleyerek alma şansına eriştim. Sanırım bu film, 1980 yapımı Gamera: The Super Monster (宇宙怪獣ガメラ Uchu Kaijū Gamera).
19.9.11
8.9.11
TAKİPTEYİM BEBEĞİM
Türk filmlerinde kadınları arabayla takip etme sorunsalı konulu bir çalışma hazırlamaya karar verdim. Ama Aile Şerefi filminden kırptığım alttaki sahne kadının arabalı erkek tarafından takip edilmesinin ötesinde daha sığ bir amaç içeriyor; Çekim hatası! Bu sefer gif yapamadığım için salak gibi anlatmak zorundayım. Sahnenin en önünde, yani kadrajın altındaki hafif parlak bej renk, aslında kameranın bulunduğu araba belli ki. Sahne boyunca oyuncu kameraya doğru ilerlerken, kamera da aynı hızla geri hareket ediyor ve bunu gizlemek için hiçbir şey yapmadığı için seyirciyi konudan soyutlamakta oldukça başarılı oluyor...
7.9.11
30.8.11
25.8.11
HAMUR SHINCHAN
İşim gücüm olmasa, sabahtan oturup hamurdan ıvır zıvır yapsam. Hatta gerçek hamurla yapıp, sonra yesem. Hayat ne güzel bir yer olurdu. Shinchan Beyefendi, hamurda da çok yakışıklı...
24.8.11
20.8.11
PRENSES OLMAK İSTİYORUM
HoLiFaKiNgŞit! Terbiyem elvermediğinden ingilazca küfrettim sayın okurlar. Bu itirafı sizler gibi ben de beklemiyordum. Onun şoku içerisindeyim. Çöp sevgim, eski mahallelerin sokak aralarındaki sinekli bakkallarda derin araştırmalar yapmaya sevkediyor bedenimi. Bir biriktirme hastalığım olduğunu söyleyemem doğrusu. En azından koleksiyoner tanımındaki gibi düzenli bir biriktirme sevdam yok. Yalnız işte bu tip, kendimin bile tam olarak tanımlayamadığı "şey"leri bulmak, inanılmaz bir haz veriyor bana.
Benim hiç Barbie'm olmadı aĞbi, biliĞyor musun? Barbie'nin karşı grubundan bir Sindy hatırlıyorum ama, küçükken başta bebek olmak üzere hiçbir oyuncağa bir düşkünlüğüm olduğunu hatırlamıyorum. Sadece çok çok küçükken mavi bir tavşanım olduğunu, hatta onu bir ara şirinlerle karıştırdığımı hatırlıyorum. Tabii hiç oyuncağım yoktu demiyorum, yanlış anlaşılmasın. Sadece öyle aman aman şuyum olsun buyum olsun dememişimdir (Emin olsam bir de...). Ben oyunlarda kimsenin istemeyeceği rolleri üstlenmeyi seven, ortada biri kırık iki bebek varsa kırık olanla oynamayı tercih eden, bu uğurda inat bile edebilecek kadar "uyuz" bir çocuktum, itiraf ediyorum. Sağlam bir bebekle oynanacak oyunların kısıtlı olduğunu farketmişim demek ki! Halbusu kırık bir bebekle gerçeküstü oyunlar oynanabilir, öyle değil mi? Değil mi?..
Mint miydi minti miydi? Ondan çıkan Bülent Ersoy, Zeki Müren resimlerini görmüş kadar sevindim Sally Surrrprise'ı görünce. Hem oyuncaklı hem koleksiyonlu hem de etiketli bir sakız, daha ne olsun? Lâkin sakızı çiğnemeye korktum doğrusu. Zehirlenirim mehirlenirim, neme lazım. Yani hem nostaljik duygusallık hem de burjuvazik iğrenti. Çelişik çekilişle bir okuruma armağan ediyorum...
6.8.11
1.8.11
ŞİDDETE UYUMLU ŞEHİR?!
Bugün öğle tatilinde Ramazan-free lokantada gazeteleri karıştırırken Sabah'ta bir noktasıyla ilginç bir haber okudum. Türkiye'de 12 kent, kadın dostu kent olarak ilan edilmiş. Son günlerde büyük bir ivme kazanmış kadın cinayetlerini aza indirgemek adına, kadınlar için kentlerde bir takım "kolaylıklar" öngören projede, toplu taşıma duraklarında 155 polis imdat numarasını arayabilecekleri telefonlar eklemek, parklarda yeterince ışıklandırma sağlamak, otoparklarda girişe yakın yerlerin kadın ayrılması vb. gibi maddeler var. Habire doğurarak nüfusu arttırmaya yöneltilen halkın bu noktadan sonra "iyileştirilmesi" mümkün olmadığından gayrı böylesi hareketlere başvurmak bir yerde iyidir. Bazı durumlar için gayet yararlı olacağına inandığım projede aklıma takılan en önemli nokta şu maddeyle alakalı;
- Kentlerde çıkmaz sokak ve aşırı kıvrımlı yollar bulunmayacak.
Kent denilen birim, bir şehrin ilk kurulduğu alan olması sebebiyle, eskiliğine binaen oldukça dar ve kıvrımlı yollara sahip olabilir. Özellikle tarihi kentlerde böylesi bir dokuyu ortadan kaldırmak, kentin kimliğini ortadan kaldırmak olacaktır. Bu madde ile amaçlanan şey ne kadar iyi niyetli olursa olsun, gerçeğe dönüştüğünde başka bir faciaya sebebiyet vereceği de açık. Hiçbir şeyi kökten iyileştiremeyen bir milletin evladı olarak merak ve hayret içerisindeyim. Yüzeysel hareketlerle devam ettiğimiz müddetçe, daha çok kadına şiddet ve cinayet haberi almaya devam edeceğiz gibi görünüyor.
31.7.11
ππ'Lİ YAZAR, ππ'SİZ YAZARI DÖVER (Mİ?)
Gün geçmeden bir diğer cinsiyet imlemesi. Radikal Cumartesi Hayat Eki. Haber yapan sevgili kardeşimiz, Fotoğrafta ilgili kişinin kadın olduğunu görebiliyoruz çok şükür. Üstelik Aida Begiç'in cinsiyetini belli etmeden yazında ilk olarak ne güzel geçirmişsin adını. N'oldu da sonradan "dur şunun bir de cinsiyetini ekleyeyim" dedin? Bu ne aymazlık, ne dikkatsizlik, ne saçmalıktır! Erkek milleti için iki cinsi, dillendirmeden ayırmak bu kadar zor mu? İllâ kelime mi kullanmak gerek? ππ'miz yok diye eksik mi hissetmeliyiz?
Bİ DE KONUYA GELEBİLSEYDİN!!!
Oda yayını iyice çığrından çıkmış. Sol sütunun tamamını ve yandaki sütunun yarısını işgal eden haberde altı üstü "YEM, kitaplarını Mimarlar Odası'na bağışladı" diyeceksin kardeşim. Ortamı yoktan yere duygusallaştırmaya ne gerek var? Biz size böyle geyikli yayın yapasınız diye mi para ödüyoruz?..
30.7.11
%100
Bazı insanları ayak seslerinden, bazılarını yürüyüşlerinden, bazılarını abuk sabuk hareketlerinden tanıyorum. Bazıları ise daha şanslılar. Yaklaşık 10 yıldır tek kelime laf etmememe rağmen, 1 yıl kadar kısa bir süre haşır neşir olup, 10 yıl sonra bir fotoğrafta sadece kafasının arka tarafından tanıdığım insanlar da var. Ee, bir yıl boyunca önümdeki masada diğer öğrenciye tashih verirsen böyle olur. İnsanları yüzlerinden değil de arkalarından tanımak/hatırlamak da bambaşka bir yetenek olmalı!
Aylık ya da iki haftalık (o kadar ilgisizim ki, süresini bile hatırlamıyorum) Mimarlar Odası Yayını'nı okurken yeni bir teknik geliştirdim. Zamanım çok değerlidir efendiler. Öyle önüme gelen herşeyi okuyamam artık. O yüzden elimde bir kalemle kelime seçerek görünürde yüzeyden, derinde ise oldukça etkili bir okuma yapmaktayım. Bakın, mesela size o kadar yüzeysel gelen okuma şeklimde hemen, yine aynı üniversitenin bir başka "güzide" hocasının yapmış olduğu bu konuşmadaki dangalakça bir ifadeyi algılarım anında yakaladı. "Bayan mimar Hadid" ne demek Sayın Dora? Orada tasarımı yapan Calatrava olsaydı misal, ona da "Erkek mimar Calatrava" diyecek miydiniz?
Psikoseksüelmanyakçahareketederekinsanıçilendençıkarasıcalar...
Aylık ya da iki haftalık (o kadar ilgisizim ki, süresini bile hatırlamıyorum) Mimarlar Odası Yayını'nı okurken yeni bir teknik geliştirdim. Zamanım çok değerlidir efendiler. Öyle önüme gelen herşeyi okuyamam artık. O yüzden elimde bir kalemle kelime seçerek görünürde yüzeyden, derinde ise oldukça etkili bir okuma yapmaktayım. Bakın, mesela size o kadar yüzeysel gelen okuma şeklimde hemen, yine aynı üniversitenin bir başka "güzide" hocasının yapmış olduğu bu konuşmadaki dangalakça bir ifadeyi algılarım anında yakaladı. "Bayan mimar Hadid" ne demek Sayın Dora? Orada tasarımı yapan Calatrava olsaydı misal, ona da "Erkek mimar Calatrava" diyecek miydiniz?
Psikoseksüelmanyakçahareketederekinsanıçilendençıkarasıcalar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Boş işler bunlar...


















