27.9.11

NİNJANIN GERÇEK SHAOLINLE İMTİHANI

Sonbaharın gelmesiyle birlikte İstanbul’da gerçekleşen etkinlikler ivme kazandı. İvme kazanmak ne demek! Aldı başını gitti resmen. Daha bir bitmeden diğeri başlayan film festivalleri, yalnızca 2 mekanda gerçekleşmesine rağmen gezmesi ve algılaması günler alacak Bienal, o yetmezmiş gibi Bienal’e yancı yazılan onlarca galeri, gece geç saatlerimizi dolduran konserler… Yeterrr! İşimden çıkıp doğrudan eve gitmek istiyorum sevgili organizatörler. Eve gidip, kanepeye uzanıp, hareket etmeden öylece yatmak istiyorum...

Olmuyor! Ben uzansam bile hareketsizliğimi istemdışı bozacak bir şey, her zaman orada beni bekliyor.

Dışarıda köşe bucak kaçmaya çalıştığım etkinlikler, içeride köşe bucak kaçtığım Shaolin. Asosyalin el kitabına da bakamıyorum. Çünkü Shaolin yedi. Shaolin rahipleri gibi uslu olsun diye adını mevzubahis kişiliklerden alan kedimiz Shaolin, bir dakika rahat durmadığı için ekoseden tutun da çeşit çeşit şekillerde icra ettiği “çizgi sanatıyla” vücudumu fethetti. Henüz 3 ayına bile varmamış bu kedi evladı, dışarı çıksam vicdan azabıyla eve dönmeme, evde kalsam yaramazlığının getirdiği sinirle dışarı çıkmama vesile oluyor. Varsın olsun! Bir evlat kolay büyümüyor…


Kediye iyi bağladığım gerçeğiyle suratıma geniş bir sırıtış oturtmuştum. Geçtiğimiz Pazar günü ilk ve bu gidişle son olarak iştirak ettiğim Suç ve Ceza Filmleri Festivali’ne ilgi göstermek istedim ama biletleri kedi yedi, kuma kustu, dağ yandı… Tam da bu sene ilki gerçekleştirilen festival programında iki adet Japon, bir adet Tayland filmi işaretlemiş ve biletleri cukkalamıştım. Pazar günü kapağı (bkz. belin altı arka taraf), Beyoğlu Sineması’nın loş ve uzun salonuna atmış, programda dikkatimi çekmemesine rağmen yönetmenin katılımıyla Hakamada Davası-Hakamada Jiken adlı filmi izlemeye koyulmuştum. O esnada sesini kapatmayı unuttuğum telefonum acı acı çalmaya başladığında, telefondaki numaranın eve ait olduğunu fark etmem birkaç saniye düşünmeme neden oldu. Evde kedimdem başka biri yoktu ve bildiğim kadarıyla kediler telefonda konuşmayı sevmezdi. Şimdi telefonu açsam “Anne beni neden yalnız bıraktın?” nidalarıyla karşılaşabilirdim. İyisi mi sinsice telefonu çantama geri atmalı ve hiçbir şey olmamış gibi filmi izlemeye devam etmeliydim. Olmuyordu. Yapamıyordum. Yavrum orada yapayalnız, aç bilaç “anne anne” (miyüv miyüv diye duyulur) diye inlerken, hiçbir şey yokmuş gibi davranamazdım. Bir anneydim ben bugüne bugün. Bir anne!!! Film bitip de, kariyerine Pinku filmleriyle başlayan yönetmen Banmei Takahashi, perdenin önünde ve mikrofonun arkasında yerini aldığında, “Siz hiç anne oldunuz mu Takahashi Bey? Yavrunuzu geride bırakıp sinemalarda sürttünüz mü acebe?” diyerekten gözyaşlarına boğulmuştum. Eve gitmeliydim. Bir an evvel eve gitmeli, bana ihtiyacı olan yavruma daha fazla ilgi göstermeliydim. Söyleşinin sonunu getiremeden kendimi canhıraş bir vaziyette Beyoğlanı’nın hırçın caddesine attım. Ayaklarım yürümüyor adeta tekerleğe dönmüş dönerek ilerliyordu. Komakine’ye döndüm; “Sen sebep oldun! Vallahî sen sebep oldun!” (Reşat Nuri Güntekin etkisi) dedim…

Komakine, Banmei Takahashi'yi dikizlerken

Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi saçmalamanın da yaşı yok. Lâkin yaş ilerledikçe insan daha mânâlı şeyler söylemek istiyor. İstemekle elde etmek! Âh ne kadar da bir araya gelmez iki kelime! (Shakespeare etkisi). Dün akşam yine aynı festivaldeki Tapınaktaki Cinayet-Sop Mai Ngeap ile ardından gelen Koji Wakamatsu’nun Tırtıl-Kyaatapira filmlerine bilet almış idim ki, Shaolin’in dedesinin gelmesiyle birlikte planlarım altüst oldu. Shaolin ve pek kedisever (!) dedesinin ilk karşılaşmasının eşit şartlarda icra edilmesi için tüm akşam Shaolin ile oynamak zorunda kaldığımdan, elimde kedi patisinin izleri çıktı. Numaralandırsam delikleri, kalemle birleştiren oldukça eğlenir herhalde…


Sadede gelelim; yeni dönem etkinlikler bana pek iyi gelmedi.
Son olarak Shaolin’e seslenmek istiyorum: Shaolin! Anana iyi davran kızım! Yemek!..

6 yorum:

komakine dedi ki...

shaolin'in büyüme sürecinde en son cücüklük halini özellikle göstermemen dikkatimi çekti :-) ey halkım, shaolin artık böyle değil! armut suratlı bir ergen oldu.

Tuğba dedi ki...

Ben kızımı böyle hatırlamak istiyorum fesat komakine. Bulamadım o fotoları desem yer müyün? :-p

Hayal Kahvem dedi ki...

Bu ne şahane bir yavru Tuğba..
Allah nazardan saklasın, bayılıyorum ben ona..
Gezmeye giderken bana bıraksana:)
Hep değil ama..
Ara sıra..

Tuğba dedi ki...

Ya abla, keşke yakında olsan da bıraksam sana. Biraz da seni çizsin. :-D

kişisel depresyon anları dedi ki...

eh anne olduysan kırıp dizini oturacaksın :)
sen oturmasan da oturtuyorlar işte...
maşallah maşallah... :)

Tuğba dedi ki...

Hayırrrrrr! Gerekirse kızımı da alır çıkarım. (Sıkar biraz ama...)

Boş işler bunlar...