










Düello günü, kızıl gökyüzünün altında iki usta lafla kışkırıldıktan hemen sonra samuray adımlarını kullanıp, el ense çekerek birbirlerine iyice yaklaşıp girişirler. Alt çenemiz hala aynı açıklığını korurken birden bire dansöz gibi el hareketiyle gözünü kapatıp açan Wu Di okulunun ustasının yeşile dönüp, eliyle rakibinin kılıcını dilim dilim doğraması ve onu yenilgiye uğratması sonucunda ağız ve gözümüzdeki hareket de ivme kazanır.
Aman Yarabbi! Wu Di ustası 8. Seviyeye ulaşmamış mı! “Tüh ki tüh dostlar” diyeceğim ama Wu Dang’ı tuttuğumu kim söyledi? Neyse...Orda yenilgiyi kabul eden Wu Dang okulunun ustasına Wu Di ustası, iki yıl içinde “Ölümcül Teknik”te en üst seviyeye ulaşacağını, işte o gün geldiğinde Wu Dang’a yeniden meydan okuyacağını, o seferde yenilgiye uğrarsa, tüm Wu Dang okulunu ortadan kaldıracağını söyleyip, kahkahasını da atıp-ki o ne kahkahadır cümle elalem bi duysan- ortamdan uzaklaşır. Aslında yüzyıllardan beri (yüzyılı uydurmuş olabilirim) Wu Dang Okulu’nun İpekböceği Tekniği, Wu Di Okulu’nun Ölümcül Tekniği’ni her seferinde yenmiştir. İşte Wu Di Okulu’nun ustası da bunun için hırsla çalışmış, Wu Dang’ı alt etmek için elinden geleni ardına komamıştır. Ama helal olsun! Hile hurdaya karışmadan onca yıldır başarılı olmuş, diyecektim ki hilenin hurdayla birlik edip filmin seyrini değiştirmesi de bir olmuş meğersem. Standart bir spot ışığının arka planı aydınlattığı dekorda, tahtında oturan Wu Di ustasının, elemanlarına, iki yıl boyunca Wu Dang Okulu’na dokunmamalarını söylemesinin ardından, bu kuralı hiç sayan Fu Yu Xue, sinsice bir plan yapıp kendini Wu Dang taraftarı gibi gösterip, önce Wu Dang Ustasının gözüne, sonra da okula girer. Hikaye, benim bu anlatımımla çorap söküğü gibi gelmeyecek siz de farkettiyseniz. O yüzden kendime rağmen hızla sökmeye başlıyorum. Dayanın...Nick Cave’in dediği gibi “Hold onto me people, we’re going down”...(Çok tehlikeli bir tipim, var ya! Hiç olmayacak şeyleri bir araya getirebilirim. Hocamın bile benden korkmuşluğu vardır. Onun içün gardını al dostum. Hele bu filmden sonra hehe)
Gelelim olayın gamzeli kahraman Norman Chu ile olan asıl ve asil ilişkisine. Yoksa neyin yüzü suyu hürmetine seyrettim bu filmi alla alla...Öhöm... Kalbinin yanıklığı harlı ateşe dönen Yen Fei Yang, ustanın kızına aşk mektubu yazar (Bak haylaza). Lakin mektup ustanın kızının elinden önce diğer öğrencilerinkine geçer ve Yun Fei Yang, herkesin içinde ve de ustanın kızının önünde alay konusu olur. Artık canına tak etmiş olan Yun Fei Yang, ustanın karşısına geçip okuldan ayrılacağını söyler. O akşam odasında, kafasında alaycı sesler dolaşırken, birden bire insana “abov” dedirterek seri el hareketleriyle pencereyi açıp, aynen usta gibi döne döne dışarı çıkmasın mı? Üstelik ağaçların üzerinden yürüye yürüye Wu Dang sınırına gelir ve kara kukuletasıyla yüzünü
örtmüş Usta dediği bir adamla konuşmaya başlar. Yavrum Yun Fei Yang! Sen neymişsin de haberimiz yokmuş. Meğerse bizim p*ç oğlan (çok pardon valla), İpekböceği tekniğini öğrenen son derece yetenekli bir dövüşçü değil miymiş! Öyleymiş valla! Bu esnada okulda ustanın İpekböceği Tekniğinde usta olan kardeşi, son yeteneği olan ellerinden kırmızı ışın çıkarma olayını usta ve kızına göstermektedir. Ki yaşlılıktan mıdır nedir biraz teklediği de rahatça söylenebilir. İşte bu sahneden itibaren açık ağzın sevgili dostum, arada bir, o bilinen küfrü tekrar etme amaçlı kapanabilir. Benim bile, küfür müfür ettiğim duyulmuş şey değildir, lakin itiraf ediyorum iki kere falan ağzımdan kaçtı yani...Çok özür diliyorum. Yakışmıyor ama oluyor işte bazen...
Wu Dang’ı içten çökertmeye and içmiş olan Fu Yu Xue, Yun Fei Yang’ın hocasıyla olan talimine gizli gizli tanık olmuş, hemen ardından da hocayı takibe alarak onun kim olduğunu öğrenmiştir. Bu esnada okulu basan Fu Yu Xue’nin klasik wu xia pian'ın fantastiko öğesi maymun ve beyaz saçlı kadın karakterleri okulun ustasına saldırır. Bu sahnelerde acayip ses efektleri eşliğinde klonlandığına şahit olduğumuz ustaya korkuyla karışık bir hayranlıkla bakmak olasıdır. Yalnız Fu Yu Xue’nin kalleşçe arkadan yaptığı saldırıya doğal olarak karşılık veremeyerek oracığa düşer. Sinsi planın bir sonraki hamlesi Yun Fei Yang’ı olay mahalline çekip, suçu onun üzerine atmaktır ki, plan başarıya ulaşır. Usta ölmeden evvel Yun Fei Yang ve dolayısyla seyirci, Yang’ın hocasının Usta olduğunu anlayacak, duygusal olanlar hafiften göz yaşlarını tutamayacaklardır.
Hocasının ölümünden sorumlu tutulan Yun Fei Yang kaçış yolunda Wu Di Okulu hocasının kızı tarafından yardım görerek, kızın evine getirilir. Yun Fei Yang burada kızın annesinden hayatı ile ilgili ‘acı’ gerçekleri öğrenecektir. Daha açık konuşmak gerekirse babasının hatta annesinin kim olduğunu. Bu noktada, ben de sevgili okuyucu sana kıllık yaparak kim olduğunu tek seferliğine söylemeyeceğim. Niyeyse... Yalnız ortaya çıkan gerçekler, 9. Seviyeye ilerleyerek eli mavi renk olmuş ve örümcek adam gibi elinin altından mavi mavi ışınlar çıkaran Wu Di Ustasının rakibine, yani bizim p*ç oğlan(aman tüh dilime tüh elime:) Yun Fei Yang’a , kötü anlar yaşatacak, Yun Fei Yang’ın içinden kung fu gücünü bu mavi ışınlar sayesinde çekip alacaktır! Hatta bu esnada ustaya karşılık Yun Fei Yang’ın tarafında yer alan (anlayın işte bir anne, niye tanımadığı bir oğlanın tarafında yer alsın,Türk filmi, Türk filmi yahu...Merhametim kurusun) ana-kız ikilisi, derhal haşat olan Yang’a yardım etmek için kolları sıvar. Anne, tüm gücünü, bizimkine sırtından olmak kaydıyla aktarır. Wu Dang okuluna bir anlığına geri dönecek olursak, Yu Fu Xue’nin sinsi planı tıkırında ilerlemektedir, hatta ölen ustanın kardeşi tarafından okulun başına getirilmiştir. Kardeş, Yu Fu Xue’ye İpekböceği Tekniği’nin tüm inceliklerini anlatan kitabı da bir güzel elceğiziyle takdim etmiştir. İşler bir noktada ters gitmiş, Yu Fu Xue’nin foyası ortaya çıkmıştır. Bundan sonra hızla akmaya devam eden hikayemizde, Yun Fei Yang’ın suçsuzluğunu anlayıp pişman olan Wu Dang okulunun kızı, bizim oğlanı bulup diğer iki kadınla işbirliği yapar. Yun Fei Yang’ı İpekböceği Tekniği’nin son aşamasına elbirliğiyle geçirirler. İşte son derece manidar, ders alınması gereken bir sahne. Millet tek kadınla uğraşamazken, üç kadınla birden uğraşmaya kalkan Yun Fei Yang’ın saçlarının hazin sonu. Ne saça ak düşmesi, düpedüz saçın aka düşmesi olayı. Sözün yetersiz kaldığı yerde ne yapıyorum, dayıyorum fotoyu...
Uzunca bir süre kadınlar tarafından oluşturulan kozasında kalan Yun Fei Yang, kozasından fırladığı gün, hem intikamını almak hem de yıkılan Wu Dang okulunu yeniden kurmak için artık hazırdır. Bu arada Yun Fei Yang’ın suratına çok ciddi bir ifade oturmuş, bu da demek oluyor ki gamze mamze göremeyeceğiz bir süre... Dokunulmadan havada döndürülen testiler, her zamanki
uçanlar ve kaçanlar, çıplak elle yapılan dövüşler, silahlarla yapılan dövüşler, yani seyirciyi tatmin edecek ne ararsan var bu filmde. Gel vatandaş gel! Ekstra olarak da Yun Fei Yang’ın son haddesine ulaştığı İpekböceği Tekniğinin ağzınızı yeniden ve yeniden harekete geçirecek olan alametifarikaları. Hani şu jimnastikte kurdele çevirme sporu var ya adını bilmiyorum, işte onlar gibi dansöz el hareketinin ardından, ellerinden mavi ışıklar çıkarıp, kurdele hareketi ile rakibine iplik fırlatmak suretiyle, Yun Fei Yang, kelimenin tek anlamıyla döktürür. Rakibini yenilgiye uğrattıktan hemen sonra, Wu Dang okulunun diğer öğrencileri, Yun Fei Yang’a aynen benim de yukarda dediğim gibi “Vay, sen neymişsin be abi. Ama biz biliyorduk
senin böyle yetenekli olduğunu” bazlı yalakalık yapmaya kalkışmışlarsa da uzun süre kozasının içinde kalarak belli bir olgunluk mertebesine ulaşan Yun Fei Yang sesli olmasa da “Hadi ordan hülayn” diyerek, berduş olup dünyayı dolaşmak üzere ortamı terk eder. Bu artizliğin büyüsüne kapılan ustanın kızı da bir zamanlar kapısından kovduğu gururlu ama fakir gencin peşine takılıp "ben de geleyim n’olur" diyerek, Yun Fei Yang’ın ağzından girip burnundan çıkarak yeni maceralara doğru birlikte yola çıkmak üzere Yang’ı kandırır.
Film aslında 1979 yapımı “Transformation of the Heavenly Silkworm” adlı diziden uyarlanmış. Dizide de filmdeki gibi Norman Chu başrolde. Yönetmen Tony Liu Jun Guk, aynı yıl çekilen Lady Assassin ’in de yönetmeni. Aynı yıl (1983) ayrıca Norman Chu’nun yine iki başrolden birinde oynadığı Duel to Death de çekilmiş. Nerden baksanız bereketli bir yıl olmuş yani. Lady Assassin’e göre oldukça düşük bir bütçeyle çekilmişmiş. Lady Assassin de nadide bir film olmasına rağmen onu aratmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta bir adım öne bile geçmiş diyebilirim. Diyeyim mi? Dedim be,sizden mi korkucam! Geri alıyorum lafımı. Hepiciği benim evladım, seçim yapamam ki! 1983, Shaw Brothers şirketinin yavaş yavaş ölmeye başladığı yıllara denk geliyor. Tam iflas etti edecek derken wuxia pian türünde kaliteli filmler üretmiş bir şirketin yeniden canlanışı mıdır bu durum, o dönemde olsa sorardım herhalde. Ama üstünden on yıllar geçmiş. Ne desem boş. Dövüş kareograflığında yönetmenle birlikte Yuen Tak'ı görüyoruz ki birşey demem gerekirse eskilerden "8 diagram pole fighter", ne eski ne yenilerden "Better tomorrow II" yenilrden de Jet Li'li The One, Jackie Chan'lı The Myth ve hadi bir tane daha yazayım "The Three Kingdom" derim bitiririm.
Zaten söylenecek diğer şeyleri gelecek bölüme bırakıp bitirsem daha iyi olur zira anam elinde çamaşır suyuyla daha da yaklaşmış. Ne Buda avucu, ne İpekböceği tekniği! Hayatta korktuğum tek teknik, elinde çamaşır suyu tutan anne tekniğidir. Nıyaaa...
Gelecek bölüm;The Return of the Bastard Swordsman yani Ummadığın Taşın Geri Dönüşü
Tian Ban Cian (1983)
Y: Tony Liu Jun Guk (Chin Ku Lu)
O: Norman Chu Siu Keung, Anthony Lau Wing, Lo Meng, Candy Wen Xue Er, Yuen Qiu
Senaryo: Tony Liu Jun Guk (Chin Ku Lu)
Dövüş kareografı: Tony Liu Jun Guk, Yuen Tak
*Helal sana okuyucu, buraya kadar varabildin demek...
3. Genova’nın müzeleri 6 (Palazzo Rosso-Bianco)
4. Güzel bir erik ağacı bulduğum an “Muhabiriniz çakma sakura bayramından bildiriyor”
5. İşte Allah ne verdiyse, doğaçlama çer çöp...
Kendine güveni çoğu zaman yerlerde olmasına rağmen, olmadık anlarda tavan yaparak, kendini rezil etmeye adanmış bir yaşam süren, “ince değil ama yontulmuş ruhlu” diyelim arkadaşınız, bir dahaki sefere kadar “Hayatın anlamı vardı da bir ben mi bulamadım” deyip hayıflanarak uzaklaşıyor...
Ayrıyeten japon olmayıp bir şekilde Japonya ile ilgili olan;
KIRSCHBLÜTEN - HANAM- Kiraz Çiçekleri / Almanya
Y: Doris Dörrie
Şimdilik bu kadar bulabildim...